22.12.06

EFT (Emotional Freedom Techniques)

Dur Bir Mola Ver!


Sevgili Tom Robbins'in çok sevdiğim kitabının başlığı bugünkü konumun başlığı yaptım. Neden mi? Çünkü çevremde kendileriyle dürüstçe iletişim kurmak bir kenara , vücutlarının ihtiyaçlarının bile farkında olmadan sürekli ''şikayet eden'' ve ''kurban'' rolü oynayan çok insan görüyorum. Bunu göz önüne alarak bugün, son yıllarda denediğim en hızlı farkındalık ve şifa çalışmalarında birini ' Eft'' yi anlatmaya kara verdim. Hepimize ''Heey! Dur Bir Mola Ver!'' demek istedim. Neyse nutuğu bir kenara bırakalım yararlı bilgilerele mola zamanınızı harcamayalım:) Efendim ,eft nedir? EFT Gary Craig adında Stanford mezunu bir mühendis tarafından oluşturulmuş bir enerji çalışmasıdır. Eft aküpresür dediğimiz tekniğin bir adaptasyonu olarak da nitelendirilebilir. Beş bin senedir fiziksel ve psikolojik rahatsızlıkları gidermek için kullanılan akupunktur'un kullandığı aynı meridyen noktaları ile iğne kullanmadan çalışır. Başınız, yüzünüz ve göğsünüz üzerinde yer alan özel meridyen noktalarına parmak uçlarınız ile uyguladığınız hafif vuruşlar bu bölgelerde kinetik enerjinin oluşmasını sağlar. Tüm bu işlemler sırasında varolan bir rahatsızlığınız veya şikayetinizin sözel olumlamalarla uygulanması Eft'nin temelini oluşturur. Bu olumlamalar ve meridyen noktalarına hafif vuruşlar enerji blokajlarının çözülmelerinde şaşırtıcı derecede hızlı sonuç vermektedir. Eft, vücudunuzun bio enerji sisteminin yenilenmesinden, zihin ve bedenin dengelenmesine kadar pek çok konuda şifa getirmektedir.

EFT nasıl ortaya çıkmıştır?

EFT, TFT (Thought Field Therapy) tekniğinden türemiştir. TFT 1981 yılında Psikolog Dr. Roger Callahan tarafından geliştirilmiş bir enerji tekniğidir.

EFT nasıl işliyor?Bu çalışmanın temelinde şu düşünce yatıyor "Bütün olumsuz duyguların nedeni bedenin enerji sisteminde meydana gelmiş bir aksaklıktır."
Bu tanımı açabilmek için biraz enerjiye değinmek gerekir. Bilimsel olarak bizim enerjiden oluştuğumuz kanıtlanmıştır. Bu enerji sürekli hareket halinde ve değişim içindedir. Bu size canlı gibi gelmeyen atıl tüm varlıklar örn: masa, kesilmiş odun parçası vb. için de geçerlidir. O masa aslında göründüğü kadar 'katı' bir madde değildir. Enerjisinde değişimler yaşıyor, enerji kaybediyor ve kazanıyordur...bunu yaparken de genel 'masa' görüntüsünü muhafaza ediyordur. Bizler de bu şekilde 'insan' görüntümüzü muhafaza ediyoruz.

Bu enerji sağlıklı, yani engelsiz aktığında biz de sağlıklı ve huzurlu olabiliyoruz. Ancak yaşadığımız ve deneyimlediğimiz bazı olaylar, bu enerjide tıkanıklık yaratabilir ve enerji akışının düzenini bozabilir. Bu aksaklık bedensel veya psikolojik acı olarak algılanır. Ve biz bu acılarla yıllarca yaşıyor ve zihinsel olarak o acımızı ya içimize yerleştirip kendimize yeni bir masal yaratıp kader kurbanını oynuyoruz ve hayatımıza farkında olmadan bu masalı tekrar tekrar yaşatacak senaryoları çekiyoruz ya da acıdan kaçmak adına yapmadığımız şey kalmıyor. O duyguyu bir daha yaşamasak bile o bizim bedenimizde enerji olarak tıkanır ve enerji akışımızda aksaklıklar olur. Aksayarak akan bir enerji zaman içinde fiziksel veya ruhsal hastalıklara yol açabilir.
İşte EFT ile bu olumsuz duyguya odaklanır ve onu yüzeye çıkarır. Eft ile enerji kanallarınızda bulunan bazı noktalara parmak ucu ile hafif vuruşlar yaparak o tıkanık enerjinin çözülmesini ve açılmasını sağlarsınız. Bu açılma ve rahatlama ile beden enerjiniz akması gerektiği gibi akar ve olası problemler çözülmüş olur.
Eft'nin Kullanıldığı Başlıca Rahatsızlıklar:

•Duygusal açlık
•Allerjiler
•Anksiyete ve Panik Atak
•Öfke

•Olumsuz dürtüler ve takıntılar
• Konsantrasyon
• Mutsuzluk ve depresyon
• Öğrenme Güçlüğü ( disleksi)
• Korkular ve fobiler
• Uçuş Korkusu

• Matem ve Kayıplar

• Suçluluk

• Uykusuzluk ( insomnia)

• Kıskançlık
• Olumsuz Hatıralar
• Kabuslar ve Karabasanlar
• Ağrı Yönetimi
• Fiziksel sağlık
• Doruk Performans
• Benlik Değeri
•Cinsel Taciz
•Utangaçlık
•Travmatik Anılar

EFT nasıl uygulanır?

EFT'nin uygulaması inanılmaz derecede basittir. Bu basitlik EFT ile çözüme gitmenin de kolay olduğu düşüncesine sebep olmuştur. Uygulaması basit olsa da kişilerin farkındalık geliştirmeleri, neye EFT yapacaklarını keşfetmeleri bu işin daha zor olan kısmıdır. İlk çıktığında EFT yüzde ve ellerde yer alan 13 noktaya yapılan vuruşlar, bir mırıldanma ve birkaç göz hareketinden oluşmuştu. Zaman içersinde bu uygulamaya yeni yorumlar eklendi, kişilerin oluşturdukları bazı ek noktalar oldu ve Gary Craig bile daha kısa bir yöntem ile aynı başarıya ulaşılabileceğini gösterdi. Kısaltılmış uygulamada 9 nokta vardır, mırıldanma ve göz hareketleri de kaldırılmıştır. Gary Craig'in web sitesinde* de belirtildiği gibi genelde kısa uygulamayı yapıyorsanız ve başarı elde edemiyorsanız, uzun uygulama bazen sizi daha rahat sonuca götürebilir.

1. adım; Sorunu belirleme ve odaklanma. Sorunu keşfetmek ve ona odaklanmak EFT'nin kilit noktasıdır. Doğru tanımlanan bir sorun ifadesi ile birçok tıkanıklık açılır. Bazen bizler problemin ne olduğunu bile bilmiyoruzdur...ya da görmek istemiyoruzdur. Bu gibi durumlarda bedenimiz ve bedende yaşanan tepkiler bizim başlangıç noktamız olabilir. Genelde enerji blokajları bedende hissedilir. Örneğin, korktuğumuzda midemiz kasılır, üzüldüğümüzde kalbimiz ağrır, heyecanlandığımızda bağırsaklarımız harekete geçer veya korktuğumuzda böbreklerimiz çalışır. Bizler çok uzun zamandır bedenimizi dinlemeyi unuttuk. Bu becerimizi yeniden yakalarsak EFT uygulamak kolaylaşır. Sorunu keşfetmeye çalışırken bedeni dinlemenin yanısıra bir de en yoğun olarak yaşanan şeyin ifadesinden başlamak ta çok yararlı olur. Yani, siz örümceklerden korkuyorsanız ama nedenini bilmiyorsanız önce "örümceklerden korkuyorum" ifadesi ile başlamak en doğrusudur. Bir örümcek gördüğünüzde kollarınızda bir ağrı hissediyorsanız "kollarımdaki ağrı" problemin ifadesi olarak kullanılabilir.

2. adım; Sorunun rakkamsal değerini belirleme EFT uygulamalarında yaşanan problemin etkisi 0 ila 10 arasında bir değer ile ölçülür. Burada kullanılan bu ölçme şekli fizik tedavi de de ağrının şiddetini ölçmek için kullanılan bir değerlendirme biçimidir. 10 duygunun şiddetinin en yüksek yaşandığı noktayı 0 ise hiç yaşanmadığı noktayı belirtir. Bu rakkamsal değerlendirme herkes için uygulaması kolay bir değerlendirme şekli değildir. Bu yüzden siz size uygun bir değerlendirme şekli oluşturabilirsiniz. Bazen duygunun şiddeti azaldığında kişiler nötr olduklarını ifade ederler. Çocuklarda duygunun şiddeti el hareketleri ile, kolları çok ya da az açarak gösterilebilir mesela. Önemli olan sizin yoğunluğu bir şekilde ölçebilmenizdir. Bu sizin ilerlediğinizi size gösterdiği için de önemlidir.

3. adım; Zemini temizlemek - engelleri kaldırmak. Biz iyileşmek, problemimizden kurtulmak istesek bile alışkanlıklar kolay kolay bırakılamıyor. Enerji bedenimiz alışkanlıkları bırakmak istemez ve bir şekilde bu alışkanlığa bir yarar kılıfı uydurmuştur. Genelde bu yarar kılıfını görünce çok şaşırız, çünkü biz genelde böyle bir kılıf uydurduğumuzun pek farkında değiliz. Örneğin sigarayı bırakmak istiyorsunuz ama bilinçaltı sigaraya bir yarar bulmuştur...sigara öfkenizi kontrol altına alıyordur, sigara size dost oluyor ve sizi rahatlatıyordur. Bu yüzden sigarayı bırakmak isteseniz bile bırakmakta zorlanırsınız çünkü öfkeyi kontrol etmek için geliştirdiğiniz ya da yalnızlığınızla baş edebileceğiniz başka bir yöntem yoktur. Buna Psikolojik Tersine Çevirme (Psychological Reversal - ya da PR) deniyor. Gary Craig PR'nin problemlerin %40'ında mevcut olduğunu söyler. EFT'nin etkili olabilmesi için PR'nin kalkması gerekir. Yani bu bir nevi zemin temizliğidir. Zemini temizledikten sonra üstüne inşaat yapabiliriz. PR'nin kalkması için EFT uygulamasının başında söylenmesi gereken bir cümle vardır. Bu cümle 3 defa söylenirken elin dış kenarına da diğer elimizin parmakları ile vururuz. Bu vurduğumuz noktanın adı karate noktası'dır. Kullandığımız ifade ise "Bu..........(problem ifade ediliyor burada).....'e rağmen kendimi tamamen ve derinden seviyor ve onaylıyorum. Karate noktasının yerine bir de göğüsün üst tarafında bulunan hassas bir noktayı ovabilirsiniz. Karate noktasına vururken veya hassas noktayı ovarken bir yandanda problem ifadesini yukarıdaki gibi 3 defa söylüyoruz. Örneğin: karate noktasına vururken "Hep şişman kalmaktan çok korkuyor olmama rağmen kendimi tamamen ve derinden seviyor ve onaylıyorum" veya "bedenimden nefret ediyor olmama rağmen kendimi tamamen ve derinden kabul ediyorum."

4. adım Vuruş serisini uygulamaİşaret parmağı ve orta parmak ile acıtmadan ama kesin vuruşlarla ek'teki resimde belirtilen noktlara vurulur. Her noktada problem ifadesi yüksek sesle (mümkünse) tekrarlanır. Örneğin "karanlıktan korkuyor olmama rağmen kendimi tamamen ve derinden kabul ediyorum" cümlesi karate noktasında 3 defa söylendikten sonra vuruş serisine geçince, belirtilen noktalarda "karanlıktan korkuyorum" veya "bu korku" ifadesi kullanılarak vuruşlar yapılır. Her noktada aşağı yukarı 7 defa vurulur. Ancak bu noktaya vururken saymaya çalışırsanız dikkatiniz problemden uzaklaşabilir. Bu yüzden saymak yerine "bu korku" veya "karanlıktan korkuyorum" ifadesi bitene kadar vuruşları yapabilir, sonra da bir sonraki noktaya geçebilirsiniz. Burada vuruşları bir set olarak düşünürsek, bir set bedenin bir tarafında çalışmak olarak algılanabilir. Bir tarafta çalıştıktan sonra 2. set bedenin diğer tarafında çalışılabilir. Vurduğumuz noktalar meridyen yani can kanalının başlangıç ve bitiş noktlarıdır ve bedenin her iki tarafında da bulunur. Dolayısıyla iki tarafta da çalışmak yararlı olur.




Örnek çalışma:
1. Karate noktasına vururken "karanlıktan korkuyor olmama rağmen, kendimi tamamen ve
derinden seviyor ve onaylıyorum" diyoruz. Bunu 3 defa tekrarlıyorsunuz
2. Kaş noktasına işaret ve orta parmakla vururken "bu korku" diyorsunuz
3. Göz kenarına işaret ve orta parmakla vururken "bu korku" diyorsunuz
4. Gözün altına işaret ve orta parmakla vururken "bu korku" diyorsunuz
5. Burnun altına işaret ve orta parmakla vururken "bu korku" diyorsunuz
6. Çene noktasına işaret ve orta parmakla vururken "bu korku" diyorsunuz
7. Köprücük kemiğine işaret ve orta parmakla vururken "bu korku" diyorsunuz
8. Koltuk altına işaret ve orta parmakla vururken "bu korku" diyorsunuz
9. Taç'a işaret ve orta parmakla vururken "bu korku" diyorsunuz
10. Baş parmak noktasına işaret ve orta parmakla vururken "bu korku" diyorsunuz
11. İşaret parmağa işaret ve orta parmakla vururken "bu korku" diyorsunuz
12. Orta parmağa işaret ve orta parmakla vururken "bu korku" diyorsunuz
13. Serçe parmağa işaret ve orta parmakla vururken "bu korku" diyorsunuz.

Gamut noktası:

Titreşimsel boyutta, insan gözünün alıgılayabildiği 3 ana rengin dışında 4 yada daha fazla renk ile bir dikdörtgen grafik içinde seçilen renklerle tüm renklerin yakalanabilmesi durumuna ve bu olası renk alanına "gamut" adı veriliyor.Bu noktada az işlemle çok sonuç elde edilebilmesinden dolayı buraya Gamut noktası denmiştir. EFT'nin Uzun Uygulamasında Gamut noktasına vururken başınızı hiç oynatmadan bazı göz hareketleri yapılır. Bu işlem beyin hücrelerini uyarmakve sağ sol beyinin eşit şekilde kullanılmasını aktive etmek için yapılır. Gamut noktasına vururken yapılan işlemler şöyledir:


1. Gözler kapatılır.


2. Gözler açılır.


3. Kafayı hiç oynatmadan sadece gözlerle sağa alta bakılır.


4. Kafayı hiç oynatmadan sadece gözlerle sola alta bakılır.


5. Kafayı hiç oynatmadan gözlerle saat yönünde kocaman bir daire çizilir.


6. Kafayı hiç oynatmadan gözlerle ters yönde daire çizilir.


7. İyiki doğdun şarkısını mırıldanılır.


8. Beşe kadar sayılır.


9. İyiki doğdun şarkısını tekrar mırıldanılır.

10. Derin bir nefes alınır ve bedenin diğer tarafında ikinci set vuruş serisine başlanır.


5. adım Değerlendirme; Bedenin bir yanını çalıştıktan sonra diğer tarafını tamamlayınca derin bir nefes alıp problemin şiddettini bir daha değerlendirmeye almak gerekiyor. Eğer duygu şiddetti henüz sıfırlanmamışsa bir kaç set vuruş serisi ile devam ediyoruz. Eğer duygu şiddeti azalmış ise bu sefer problem ifademize "kalan bu...." sözlerini ekliyoruz. Yani "bedenimden nefret ediyorum" demişsek burada "kalan bu nefrete rağmen" diyoruz. Aralarda değerlendirme yaparak durumun şiddetini ölçüyoruz.
İlk başlarda üzerinde çalışılacak gerçek bir şikayet ya da durum bulmakta zorlanabilirsiniz, yılmadan deneyin ve en az üç dakika yapmaya özen gösterin. Bir süre sonra hapsettiğiniz korkularınızın ve kapalı tuttuğunuz size zarar veren yanlış inanç kalıplarınızdan ve eski yargılarınızdan nasıl süratle kurtulduğunuzu görüp şaşıracaksınız.
Kahkahalar ve mutluluklarla dolu günler dilerim.
aisha.


*Gary Craig Websitesi:
http://www.emofree.com/

EFT İle İlgili Daha Detaylı Bilgi İçin:

İnsanın Enerji Bedenleri by aisha

Kyrlian Tekniğiyle Çekilmiş Bir El


Kuantum fiziğinin tüm eski inanışları ve pradigmaları yıktığı günümüzde artık hepimiz gerçekliğin ne olduğunu sorgular olduk. Gerçeklik bu güne kadar öğretile geldiği haliyle beş duyu organımızla hissedebildiğimiz her şeyi kapsardı. Ama bu tez de yavaş yavaş geçerliliğini yitiriyor. Büyük üniversitelerin kanser, alzheimer gibi bazı ölümcül rahatsızlıklarla ilgili yaptıkları laboratuar araştırmaları hastaların bazılarının plasebo* ile iyileştiklerini gösteriyor. İnsanın enerji bedenleri konulu bir yazıya niye böyle bir başlangıç yaptığımın sorusu akıllarınıza gelebilir. Gerçeğin ve sanal olanın kimse ve hiç bir otorite tarafından bilinemeyeceğinin altını çizmek için. Gerçekliğin frekans görünümünü algılayabilmeyi içeren mistik fenomenlerin başında 'aura görebilme' yeteneği gelir. Kadim toplumların şifa sistemlerinin hepsinde varolan ve iyileştirme eyleminin merkezine yerleştirilen enerji bedenleri Hindistan'da beş bin yıldan gerilere giden kutsal metinlerde, insanın enerji bedeninin temel kaynağı olan yaşam enerjisine prana verilir. Çin'de M.Ö. üçüncü bin yıldan beri chi denilen bu enerjinin akupunktur meridyenleri boyunca aktığına inanılır. <ö.>nifiş(nefish) denmiş ve yumurta biçiminde yanar döner bir kabarcığın her insanın bedenini sarmakta olduğu öğretilmiştir. Bu konuyla ilgili araştırma yapan araştırmacı ver bilimadamları dünya üzerinde 'aura'ya tam doksanyedi farklı adla değinen doksan yedi farklı kültürü keşfetmişlerdir.Bu kültülerden çoğu, ileri derecede spritüel bireylerin auralarının, olağan insanların bile algılarınca farkedilebilecek denli parlak olduğuna inanmaktadırlar; bu yüzden aralarında hristiyan, Çin, Tibet ve Mısır da bulunan pek çok gelenek, kutsal kişileri, başlarının çevresinde haleler ve diğer yuvarlak simgelerle betimlemişlerdir. İnsanın enerji alanının seçilebilir nitelikte katları vardır. Bu beden katları fiziksel bedenimizle aynı fiziksel mekanda bulunurlar sadece kapladıkları genişlik farklı olduğu için, dışa doğru gitgide büyürler. Her katmanın bir frekans seviyesi, dokusu ve rengi bulunur. Bir çok inanışa göre bu bedenler yedi tanedir ve her birinin yoğunluğu bir öncekinden az olduğu için gittikçe daha az görünür olurlar. İnsan vücudunun iki ayrı oluşumu olduğu bunlardan birinin fizik bedeni ifade eden ve ölümlü olduğuna inanılan 'organizma' diğerinin ise enerji bedeni ifade eden 'aura' olduğu ifade edilir. Herkes beden enerjisini hissedebilir. Bunun için avuçlarınızı birbirine bir iki dakika şiddetle sürtün. Sonra avuç içlerinizi arada bir, iki santim kalacak şekilde yalaştırp tutun. Ne hissediyorsunuz? Isı, gıdıklanma, titreşim yada vuruş bunların hepsi enerjidir. Bilimadamları enerjinin frekans görünümlerini gözlemleyen milyonlarca cihaz icat etti ve etmeye de devam ediyor . Hatta bunlardan biri organizmaların enerji bedenlerini çekebilen bir kamera icat eden Semyon Kirlian. Literatüre 'Kirlian Fotoğrafçılığı' diye geçen terimi kazandıran Kirlian, 1939 senesinde fotoğrafladığı canlının yüksek voltaj bir elektrik akımına sahip olmasından dolayı onun aura'sının tesadüfen çekince, canlı organizmalarının enerji alanlarına sahip olduğunu keşfetmiştir. Auralar üzerine çok şey yazılıp çizilmiştir. Herkesin en çok bildiği 'benim auram ne renk abi? ' şeklindeki yaklaşımdır. Evet bu doğrudur, auraların belli renkleri ve bazı durumlarda şekilleri de vardır. Ancak bu o kişinin zihinsel, duygusal ve fiziksel durumuna göre an be an değişim gösterebilir. Kanser hastası biri ile piskopat kişilik özelliklerine sahip kişilerin auraları birbirlerinden farklıdır. Auralarımızdan tüm hastalılarımızı görebilecek yetenekte şifacılar vardır. Bunların en önemlileri Barbara Brennan, Carol Myhss ve Carol Dryer'dir. Bulabilirseniz kitaplarını okumanızı tavsiye ederim. Bu girişten sonra isterseniz enerji bedenlerini kısaca tanıyalım.


Enerji Bedenleri:

Enerji bedenlerinde; İlk katmana 'eterik beden' adı verilir ve fizik bedenimize en yakın olan katmandır. Fiziki duygular, zevk, acı ve beş duyumuzu etkileyen katman burasıdır. Eterik bedenimiz organizmaya bağlıdır yani ölümlüdür. Eterik bedenin fiziki bedendeki karşılığı birinci çakradır.



İkinci katman ise ' duygusal beden ' olarak adlandırılır ve fizik bedenden 3- 4 santim dışarıya doğrudur. Hareketli bir yapıya sahiptirDuygusal beden kendimiz hakkında hissetiklerimizle bağlantılıdır. Eğer kendimizle ilgili olumlu yada olumsuz tüm duyguların akmasına izin verirsek bu ikinci seviyedeki beden dengeli olacaktır. Duygusal beden ikinci çakrayla bağlantılıdır.





Üçüncü katmana 'zihinsel beden' adı verilir. Düşünceleri, akıl farkındalığını, yorum yeteneğini ve sezgiyi barındıran katmandır. Bazı negatif düşünce kalıpları bu katmanda yer alabilir. Fiziksel vücudumuzdan 6-9 santim genişliğe sahiptir. Zihinsel beden üçüncü çakra ile bağlantılıdır.



Dördüncü katmana 'astral beden' adı verilir. Rüyalarla, sevgiyle, neşe ve ilişkilerle ilgilidir. Aynı zamanda acı ve mücadele de bu bedenin etkisi altındadır. Astral beden dördüncü çakra ile bağlantılıdır.


Beşinci katmana' Kutsal eterik Model' denir ve fizik bedenimizden yaklaşık iki buçuk santim genişliğindedir. Bu katman 'insanlığın ve evrenin büyük evrimine katkıda bulunacak kutsal dilekle' bağlantı kurmamızı sağlayan katmandır. Bu kutsal dileğe kendimiz açmak ya da açmamak bizlere kalan bir seçimdir. Kutsal eterik model beşinci çakra ile bağlantılıdır.


Altıncı katman 'Göksel Beden'dir. Fizik vücudumuzn yaklaşık üç santim dışına kadar genişler. Bu katmanda kutsanma, sonsuz mutluluk ve haz, adanmışlık ve tüm evrenle kuvvetli bağlantıyı hissederiz. Koşulsuz sevgiyi hissettiğimiz kutsal sevgi titreşimidir bu katmandaki titreşim. Bu beden meditasyon, din inancı, ilahi söyleyerek ve müzikle aktive olur. Göksel beden altıncı çakrayla bağlantılıdır.



Yedinci Beden ise ' Keterik Beden'dir. Fizik bedenden yetmiş beş ila yüzbeş santim arasında genişliğe sahiptir. Bu katmanda 'her şeyin üstündeki yaratıcı' ile bir olduğumuzu hissederiz. Keterik beden, içimizdeki en yüksek gerçeğin arayışına çıktığımız kattır aynı zamanda. Geçmiş- gelecek ve şimdi sahip olduğumuz tüm bedenleri ve diğer altı bedenimizi de içeren bir yumurta şeklindedir. Rengi altın rengidir. Ve eğer bu beden etkinse diğer katmanları da altın rengiyle etkileyerek kuvvetli altın bir auraya dönüşür tüm beden. Bu aura alanının en kuvvetli katmanıdır. Keterik Beden yedinci çakrayla bağlantılıdır.




Jane Orleman- Mind, body&soul




Kaynakça:

Wikipedia; bkz Kirlian Photography

The Holographic Universe by Michael Talbot

Dokunmanın Önemi








Bana masajı ve inceliklerini öğreten sevgili hocam Tatjana Rottenberg ile çevirdiğimiz bir kitaptan alıntılarla bugün dokunmanın hayatımızdaki önemli yerine değinmek istiyorum. Masaj eğitimi alan veya masajla ilgilenenlerin özellikle okuması gereken bir yazı olduğuna inanıyorum. 5 duyumuzun içerisinde en erken kullanmaya başladığımız ve gün içerisinde en çok başvurduğumuz dokunma duyumuz dünyaya olan bağımızdır. Bir nesneyi veya bir şeyi görebilir, duyabilir veya onun hakkında konuşabiliriz. Fakat ancak o nesneye dokunduğumuzda bizim deneyimimizin bir parçası olur. Bu temaslar hislerimiz ve tepkilerimizi belirler. Bu eylemin sonucu veya etkisi ise sezgilerimizle değişime uğrar. Elimizi birisinin omuzuna koyup teninin altındaki kasları, dokuları ve kemikleri hissedebiliriz. Ancak omuza koyduğumuz el hiçbir şey hissetmeyebilir de. Elimiz omuzda sadece duyusal bir his yaratmak için duruyor olabilir. Ya da sadece elini koyduğumuz kişinin buna olan duygusal ihtiyacından da. Yani aynı eylem birbirinden tamamen farklı amaçlara yönelik, farklı duygular yaratıyor olabilir. Kendimize dokunuşumuz, bedensel duruşumuzu gösterir. Vücut dilinize dikkat edin, birinde karşı mesafeli bir tutum sergilediğinizde ya da sinirlendiğinizde elinizle yüzünüzü kapatıyor musunuz? Denetlemek için ya da neşeyle de kendimize dokunuyor olabiliriz. Bedeninize nasıl davrandığınıza dikkat edin. Size nasıl dokunulmasını isterdiniz? Hayal edin.

Dokunmanın pek çok çeşidi vardır. Fiziksel durumda, dokunmak bir diyalogdur. Elleriniz bedeninizin üstüne koyun ve bekleyin. İlginiz o bölgede olsun ve elleriniz sanki açık bir mikrofonmuşçasına o bölgeden bilgiyi alın. Yani eliniz ve dokunduğunuz bölge arasında bir diyalog başlatın. Hiçbir şey yapmadığınız bu boş zaman sırasında, aslında odaklanma ve farkındalığa giden bir diyalog kurmuş olursunuz. Bir dokunuşu ne kadar bilinçli ve bir hedefe yönelik yaparsak dokunan eli ve dokunulan bölgeyi o kadar iyi hissedebiliriz. Dokunmak tüm duyusal algılarınızı kuvvetlendirir. Kemikleri hissedebilmek için birinin koltuk altına çok kuvvetli tutarsan karşındakinin tepkisinden ne olduğunu hissedemeyebilirsin. Bu sadece senin konuşup karşıdakini hiç dinlemediğin bir sohbete benzer. Sadece kendini duyduğun bir monolog olur. Sizin yardım etme hisleriniz o kadar kuvvetli oluyor ki bazen yardıma ihtiyacı olan kişinin gerçek ihtiyacı unutuluyor. Ellerinizle çalışmanın birinci anahtarı dikkat ve sezgilerdir. Dokunuş şekliniz sezgileriniz tarafından yönlendirilir. Kemikler üzerinde çalıştığımızda, dokuları yumuşatmak için belki daha sert ve direkt dokunuşlar gerekebilir. Kemik üzerinde çalışmanın hissi dokunuşumuza yansır. Kasları dinlendirmek istediğimizde, sıvı akışını arttırmak ve kasla bağlantısını kuvvetlendirmek için elimizin kas kuvvetiyle dokunmayı seçeriz. En etkili dokunma teknikleri önceden planlanmış değil dokunulan vücudun ihtiyaçlarını sezip ona uygun uygulama yapmaktan geçer. Bu bizim çalışırken sezgilerimize güvenmemizi ve kuvvetlendirmemiz de sağlar. Fazla bastırarak kişiye acı vermek faydalı olmadığı gibi dokuların olası tepkilerini de bloke edebilir. Başka bir açıdan bu acı farkındalığı görmezden geldiğimiz ve kasılmaların olduğu başka bir bölgeye yönlendirebilir. Bu durumla ilgili şunu söyleyebiliriz; size dokunulduğunda ne hoşunuza gidiyorsa karşınızdakine de o iyi gelir. Kendi bedeninize olan bağınızla dokunduğunuz kişinin bedenini dinlemek ve ona göre uygulama yapmak böylelikle dikkatinizin dokunduğunuz bölgede kalması çok önemlidir.


Dokunmanın Şekilleri;
Her kişi kendi uygulama tekniğini geliştirir. Dokunmanın etkisi duyularla ortaya çıkar. Kitap okurken ve ya bir işle uğraşırken kendi bedeninizde deneyin. Avuç içiniz, elinizin düz kısmı ile giysili veya çıplak teninizin üzerinden direkt sıkı dokunuşlarla uygulayacağınız bu egzersiz hoş ve emin bir baskı yaratabilir. Burada ne çok gevşek dokunup gıdıklanma hissine ne de çok sıkı tutup acı yaratıp doku blokajına neden olmayacak biçimde dokunmalısınız. Gıdıklanma küçük beyinin kafasını karıştıran ve sinir uçlarında özel yer etmeyen bir uyarıdır. Geniş alan üstünde kuvvetli baskılarsa beyne emirleri direkt ve net göndermemizi ve beyin tarafından kabul görmesini sağlar.

Parmak Uçları ve Başparmak Basıncı;
Bu direkt basınç dar alan üzerinde kemik strüktürlerinden doku tabakalarının derin bölgelerine inebilir. Vücudun belli bölgelerindeki rahatlatmalar, gevşetmeler için idealdir. Ancak gıdıklanma veya ağrı hissine neden olabilir. Bu tip basınçlardan sonra mutlaka o bölge hafif sürtünmeler ve kaşımalarla rahatlatılmalıdır.

Kaşımak;
Bu teknik yüzeydeki hisleri, duyuları ve farkındalığı uyandırır. Okşamanın yumuşak, hoş etkisi ile, kaşımanın sert, tatlı acı hissinin zıtlığı duyular uyandırmakta kullanılabilir. Bedenin daha az duyarlı yerlerindeki hissizliği tüm vücutla dengelemek için oldukça faydalıdır. Sert doğal kıllardan yapılmış çeşitli vücut fırçaları bu amaçla kullanılabilir.

Lifler Üzerinde Çapraz Basınç;
Liflerin lifler üzerinde kayması, dokulardaki kas liflerini birbirinden ayırır. Bu işlem sırasında uygulanan kişinin çok rahat olmasına dikkat et. Duyuları bozmadan uygulamayı gerçekleştirmelisiniz.

Çarpmak Ve Pompalamak;
Yaralanma, stres ve hareketsizlikten oluşan ödemlerin, dolaşım bozukluklarının giderilmesinde ve lenf sıvılarını dıştan içe taşımak istediğinizde kullanabileceğiniz çok yararlı bir tekniktir. Islak bir süngeri hafifçe sıkıyormuş gibi yumuşak dokular üzerinde uygulanan bu teknik sıvı dolaşımını harekete geçirir. Uygulama sırasında bacağın üst kısmından ayağa, omuzdan ele doğru yukardan aşağıya bir hareket izlemelisiniz.

Kemik Manipülasyonu;
Kemik ucunun üst tabakasını ekleme doğru hafifçe bastırarak, çevirerek ve çekerek eklem içindeki alıcıların uyarıldığı bir metot. Kasların gerginliğini azaltır. Eklem alıcıları üzerinde yer alan kasların kaza, travma yada yanlış kullanımdan kaynaklı yanlış nörolojik alışkanlıklarını yeniden düzenlemekte kullanılır.

Tendon Ve Liflerin Desteklenmesi;
Tendon ve liflerin başlangıç ve bitimini bularak, lezyon geçirmiş olanlarının yeniden düzenlenmesini sağlar. Bu tekniği uygularken tendon ve liflerin hangi yöne doğru gittiğini bilmek çok önemlidir. Bunun için uygulamadan önce tendon ve lifleri gösteren bir resim edinebilirsiniz. Uygulama sırasında dikkat edilecek en önemli şey parmağınızın duruşudur. Parmaklarınız aynı eklemlere destek veren tendonlar gibi eklemi desteklemelidir. Daha fazla tecrübe için çene kemiğinde veya diz kapağında uygulama yapabilirsiniz.

Uygulamayı Bitirirken;
Bedeninizi dengesini anlamaya çalışın. Çift olan bölgelerde her zaman iki tarafa da eşit çalışın. Görme duyunuzu yeniden harekete geçirmek için kendinize zaman ayırın. Gözleriniz kapatıp o anki algılarınızı kaydedin ve sonrasında gözleriniz açıkken farkı algılamaya çalışın. Ayağa kalkıp dik durduğunuzda nasıl hissettiğinize bakın, kaymalar oluyor mu? Duyuları tekrar genel odağına taşıyabilmek için konuşmayı, yürümeyi ve oynamayı kullanın. Alışmak sürecin bir parçasıdır. Saniyede iki adım atarak yürüyüşler yapın. Bu dikkatinizi yaptığınız eyleme çeker. Ağırlık kaldırmak ya da spor gibi ağır hareketler yapmadan önce, kendinize zaman tanıyın. Bu gibi fiziksel eylemler, eklemleri normalin üstünde açar. Kendiniz ve bedeniniz arasında güvenilir ve sağlam bir diyalog oluşturun. Vücudunuz, olan değişiklerin sorumluluğunu üstlendiğinizi fark ederse teslim olur. Böylelikle açılması ve esnemesi kolaylaşır. Aksi takdirde vücut kendini korumak için daha da kasılır ve kapanır.

Yaralanmalar;
Yara veya hastalık bedenin dikkati belirli bir bölgeye çekmek için bize karşı bir meydan okuması olarak algılanabilir. Çünkü yaralanma veya hhastalık çoğu zaman yanlış duruşları veya stresi yansıtır. Vücudunuza dıştan gelen bir etki veya yük en zayıf noktasından vurur. Bu zayıf nokta genellikle vücudunuzda en çok yorduğunuz, güç bindirdiğiniz ya da yanlış kullandığınız aslında en güçlü ve özel bölgenizdir. Örneğin koşucuların en önemli aleti olan dizleri, uzun, yorucu çalışmalarda dolayı hırpalanıp, güçsüzleşiyor ve en ufak kazada ciddi yaralanıyorlar. Rehabilitasyon zayıflıklarımız ve güçlerimiz arasındaki bağı, ardında yatanları tanımamıza, şifa verebilmemiz yardımcı oluyor. Vücudumuzla ilgili bir sorunu öğrenebilmek için onun bir meydan okuması da diyebiliriz.

Yararlanılan Kaynak:
Tatjana Rotterdam

Beslenme Alışkanlıklarımız

Beslenme Alışkanlıklarınızı Tanıyın

Seyahatlerimden birisi sırasında akupunktur seansı aldığım bir hanım Çin'lilerin '' beş element prensibiyle'' bana teşhis koyunca, beslenme alışkanlıklarımla ilgili şu gerçeği keşfedip dehşete düşmüştüm. Ne zaman mutsuz, üzgün, sıkıntılı hissetsem tatlı yiyordum. Ve bu alışkanlık taa, çocukluk yıllarıma dayanıyordu. Sonra kendimi hep ne zaman tatlı yemek istediğimle ilgili yakalamaya başladım. Genelde akşam yemeğinden sonra gece canım tatlı istiyordu ve bu rutin hiç değişmiyordu.Bu konuda pek çok kitap ve makaleler okudum. Geçen Nisan'da bir spa'da yaptığım detox sırasında tanıştığım yabancı bir detox ve beslenme uzmanı bana, rafine şekerin ve yağın metabolizmadaki işleyiş prensiplerini açıklayınca neden eroinmanlar gibi her gece aynı saatte tatlı krizimin tuttuğu açığa çıktı. Rafine şeker vücutta bağımlılık yapıyordu.




Detaylı Bilgi: http://www.antiagingqueen.com/.

Bu keşiften sonra yeme alışkanlıklarımla ilgili bir devri kapatıp, yepyeni bir sayfa açtım. Bugün de size benim de zamanında muzdarip olduğum bu konuyla ilgili bilgiler vermek istiyorum.
Yapılan araştımalar gösteriyor ki çoğu insanın normalin üstünde yemek yemelerinin sebebi, %75 duygusal duruma bağlı yemek yeme. Yani başka bir deyişle duygularla başa çıkmak için yemeği kullanma. Yemek yemek kolay ama geçici bir duygusal koltuk değneği olarak kullanılıyor çoğu zaman. Yemeğin yarattığı iyi duygular genellikle kısa sürelidir ve sonuçta kilo aldırdığı için üzüntü, mutsuzluk, stres, kaygı, pişmanlık gibi daha fazla olumsuz duyguların hissedilmesine sebep olur.

Önemli olan fizyolojik açlikla psikolojik açlığı ayırt edebilmektir. Fizyolojik açlık mide tarafından beyine yemek yeme zamanı olduğuna dair sinyal gönderdiği zaman hissedilir. Fiziksel açlik semptomlarından bazıları midede kazınma hissi, gurultu ve hafif başdönmesidir. Psikolojik açlıkta ise bu işaretlerden hiçbirisi yoktur. Duyguları beslemek için yemek yenildiği zaman, yemek bir teselli olarak kullanılmaktadır, dolayısıyla böyle durumlarda kişi “teselli yemekleri”ne yönelir. Bu yemekler genellikle sağlıklı yemekler değillerdir. Daha çok yağ ve şeker oranı yüksek yemekler tercih konusudur. Duyguya bağlı yemek yeme sendromundan kurtulmanın en önemli anahtarı farkındalıktır. Bu farkındalığı kazanmak için kişinin kendini tanıması, hangi duyguların yemek yeme ihtiyacına sebep olduğunu anlaması gerekir. Buna yardımcı olmak için şimdi fizyolojik açlıkla karıştırılan 16 duygudan bahsedelim.



Kızgınlık/öfke fazla yemeye en sık sebep olan duygudur. Özellikle bastırıldığı zaman cok huzursuz edicidir ve bu huzursuzluk açlıkla karıştırılır.

Yorgunluk/bitkinlik de ikinci sırayı alır. Özellikle gece geç saatte yeme eğilimini gösterenler bunu yorgun hissettikleri için ve enerji seviyelerini arttırmak için yaparlar. Bazılarıysa yorgunluğun sebep olduğu gerginliği azaltmak için yemeğe başvururlar.




Depresyondayken, hayat gri ve kasvetli gözükmeye basladığı zaman yemek daha iyi hissettirecekmiş gibi gelir. Depresyon yüzünden yiyen kişiler genellikle süt ürünlerine yönelirler (dondurma, çikolata, peynir gibi). Çünkü süt ürünleri kimyasal yapıları nedeniyle antidepresan ilaçlarla aynı nörolojik etkiyi yaparlar.



Yalnızlık yüzünden yiyen kişiler kendilerini yeni insanlarla tanışmaya zorlamalı daha çok dışarı çıkmalıdır.




Güvensizlik/yetersizlik, “yeterince iyi hissetmemek” boşluğa yol açan bir duygudur. Birçok kişi bu durumda midesinin ortasındaki o kara deliği yemekle doldurmaya çalışır. Halbuki yetersiz hissetmenin de “normal” olduğunu kabullenmek gerekir. Kimse herşeye yetişemez!



Suçluluk da yemeğe yönlendiren bir başka duygudur. Herkesin mutluluğundan sorumlu olmadığınızı, başkalarının nasıl davrandığını ya da düşündüğünü kontrol edemeyeceğinizi anlamak boşuna hissettiğiniz suçluluk hissini ve buna bağlı olan yeme sorununuzu büyük ölçüde çözecektir.




Kıskançlık hissi yemeyle bağdaştırılmasa da aslında kendini başkalarıyla karşılaştıran birçok insanı yemeğe yönlendirir. Başkalarının dış görünüşüne aldanıp onların “mükemmel” hayatları olduğunu düşünerek boşuna kıskançlığa kapılmayın. Unutmayın, hiçbirşey dışardan gözüktüğü gibi değildir.



Mutluluk da her ne kadar negatif bir duygu olmasa da psikolojik yemeye yol acan bir duygudur. “Mutlu yiyiciler” ikiye ayrılırlar. Bir kısmı yemekten zevk aldıkları için duydukları mutluluğu daha da artırmaya çalışırlar. Mutluluğu her an bitebilecek sınırlı bir kaynak olarak görürler ve olabildiğince kısa zamanda olabildiğince çok depolamaya çalışırlar. Geri kalanıysa kendine güven eksikliğinden dolayı mutluluğu haketmediklerine inanırlar ve fiziksel görüntülerini daha kötü hale getirerek kendilerini sabote etmeye çalişirlar.




Kaygı/asabiyet yüzünden yiyenler az az ama sürekli yedikleri için toplamda yenilen miktar çok fazladır. Sanki trasntaymışçasına kaygı hissini yemekle sakinleştirmeye çalışırlar.



Hayalkırıklığı/incinmişlik, insanı yalnız ve gelecek hakkında umutsuz hissettirir. Bu da kişinin kendine olan ilgisini kaybetmesine ve belki de kilosunu umursamamasına yol açar. Her insanın hayatında mutlaka gerçekleştirmek istediği tutkuları, hayalleri vardır. Büyük hedefinizi küçük adımlara bölüp, hedefinize doğru yavaş yavaş ilerleyin. Hayalinize ulaşamamanın verdiği boşluk hissini yemekle doldurmaya çalışanlardan biri olmayın.




Üzüntü/keder farkedilip başa çıkılmadığı sürece sebebini bilmeden yemek yemenize yol acar. Geçmişteki kayıpları düşündüğünüzde hala göğsünüzde bir baskı hissediyorsanız, gözleriniz doluyorsa, hemen düşüncenizi başka yöne çevirmeye çalışıyorsanız henüz bitmemiş bir yas süreciniz var demektir. Acınıza odaklanmak yeme probleminizin çözümü olabilir. Erteleme huyuna sahip kişiler için yemek harika bir çözümdür. Yemek yemek zaman öldürmek için çok iyi bir yöntemdir. Çalışmanız gereken bir sınav mı var? Ya da yetiştirmeniz gereken bir rapor? Etmeniz gereken bir telefon? Yemek yemeyi bırakıp yapmanız gerekeni yapın! Korku genellikle tedirginliğe yol açar, ve tedirginken en sık yapılan şey sürekli atıştırmadır.



Sıkıntı' dan yiyenlerin genellikle zamanlarını iyi planlayamamalarından doğan bir boş zaman sorunları vardır. Birşey yapmadıkları zaman kendilerini kötü hissettikleri için bu zamanı, “birşey yaparak” yani yemek yiyerek doldururlar.



Utancın; kaynaği farkedilmeme beklentisidir, çünkü insanların negatif düşüncelerinden çekinilir. Bu gerçekçi olmayan beklenti her zaman karşılanamayacağı için sonunda yemeğe yönelinmesine sebep olur.



Ne yapabilirsiniz?



  • Bir yemek günlüğü tutun. Canınızın neyi ve ne çektiğine dikkat edin. Genelde gece mi, öğleden sonra mı? Bu size fiziksel durumunuzla da ilgili ipuçları verecektir. Yemeklerden sonra şiddetle hissedilen tatlı ihtiyacı, kan şekerinin ani düşmesi sonunda gerçekleşir. Bu bilgiye sahip olduğunuz zaman vücudunuzun da farkına varacaksınız. İlk başta zorlanacaksınız ama yılmadan deneyin, gerçekten işe yarıyor.



  • Duygularınızı ve düşüncelerinizi rahatça yazıya dökebileceğiniz bir zaman dilimi ayırın kendinize. Duygularınızı içinize gömmediğiniz zaman onları yemekle bastırmanıza da gerek kalmayacaktır.



  • Arkadaşlarınızla ve/veya ailenizle daha çok zaman geçirin. Onlarla konuşun, paylaşın. Günlükle aynı görevi görmekle beraber, bazen paylaşmak ve bir cevap almak daha rahatlatıcıdır. Bu noktada paylaşmak konusuna dikkat çekmeliyim. Dinlemenin alma, paylaşmanın verme olduğunu hatırlarsanız kendinize daha az dinleme daha fazla paylaşmaya da izin verebilirsiniz.



  • Kendinize zaman ayırın. Meditasyon veya sizin icin meditatif etkisi olan başka bir aktiviteyi bulun. Mesela akşam iş çıkışı mumlarla donattığınız banyonuzda küvetinizi doldurun ve dinlenin. Dinlemekten hoşlandığınız müziklerden bir cd yaparak arabanızda dinleyin. Mümkünse evde, dışarda neresi olduğu farketmez dans edin. Kısacası kendinizi özel hissedebileceğiniz ne varsa yapın!



  • Spor yapın. İlla spor salonuna gitmeniz gerekmez. Havalar serinledi, uzun yürüyüşler için ideal. Sahilde, ormanda yada sokağınızda yürüyün.Spor yapınca ne kadar iyi hissettiğinizi ve çikolataya ihtiyaç duymadığınızı görünce siz de şaşıracaksınız.



  • Buzdolabı kapağına kendinize hatırlatma niteliğinde notlar, komik resimler asın ki eliniz gittiğinde size hatırlatsın. Bu süreçte eğlenmeyi hiç unutmayın.

  • Telefonunuzu daha çok kullanın. Canınız yemek istediğinde önce bir arkadaşınızla konuşun, o sıradaki hislerinizi paylaşarak kendinizi oyalayın. Bakalım kapadığınızda aklınızda hala yemek olacak mı?

  • Evde hali hazırda sizi kışkırtan bütün yiyecekleri yok edin! Cipsler, kuruyemişler, çikolatalar hepsi çöpe!

Duygusal beslenme artık çocuk, yaşlı hepimizin sorunu. İhtiyaca yönelik beslenme yapabilmemiz ve vücut sağlığımız koruyabilmemiz için nasıl beslendiğimizin farkında olmalıyız. Faydalı olur ümidiyle...



Hepinize bol kahkahalı, neşeli, ışıklı günler diliyorum.



aisha

Duygusal Beslenme Konusunda Daha Detaylı bilgi için;
http://www.dilarakocak.com/

http://www.rawfood.com/

http://TheBestDayEver.com

Beslenme Konusunda Yararlanabileceğiniz Kaynaklar:

''Concious Eating'' by Gabriel Cousins,

''Nutrition and Physical Degeneration'' by Weston A Price,

Live Foods Live Bodies'' by Jay and Linda Kordich,

''Green For Life'' by Victoria Boutenko,

''Buda Size Yemeğe Gelse'' Hale sofia Schatz,

''Mutfakta Zen'' Tijen İnaltong,

''Beyaz Unsuz Şekersiz Hamur İşleri'' Arzu- Ülfet Aygen



Çakralar ve Çakra Dengelenmesi by aisha




Konumuz çakralar, çakra dengelenmesi ve sağlığı.. Öncelikle bilmeyenlere 'bu çakrada neyin nesi kardeşim yaw?' diyenlerinize tarihçesi ve kaynakça bilgilerini vereyim. Efendim çakra sanksritçe 'tekerlek ya da dönen' anlamına gelmektedir. Ve kadim Hint tıbbı Ayurveda (ki Hayat Bilimi demektir Ayurvedayla ilgili detaylı bilgiyi önümüzdeki bloglarımda vereceğim) temeline çakrayı oturtur. Geleneksel Çin tıbbında benzer bir yaklaşım Meridyenlerledir. Ancak bilim adamlarının açıklamalarına göre ikisi de önemli salgı bezleri üzerinde yer alır. Şu anda modern tıbbın nasıl olduğunu açıklayamadığı ama hepsi de çok önemli ve güçlü salgı merkezlerinde yerleşmiş seksensekiz bin adet çakra bulunmaktadır. Timüs bezimiz( bağışılık sistemimizi koruyan en önemli salgı bezimiz) üzerinde avuç içlerimizde ve ayak tabanlarımızda olmak üzere oniki, ancak hayati işleyişi olan yedi çakramız bulunur. Çakralarımızın esas işleyişi enerjetik bedenimiz üstündedir yani fizik bedenimizdeki karşılıkları ancak enerjik bedendeki bir rahatsızlık sonucunda ortaya çıkar. Enerjetik beden nedir? Geleneksel doğu tıbbında inanılan ve tüm şifa metodları onu baz alınarak yapılan, fizik bedendenimizin çevresini saran ve manyetik kutbiyete sahip ikinci bedenimiz. Geleneksel doğu tıbbına göre insanın yedi bedeni vardır. Bunlardan birisi enerjetik bedenimiz diğeride fiziki bedenimizdir. Çakralar konusundan sonraki konularda bu bedenlerin hepsini detaylı olarak anlatacağım. Çakralar vücudumuzun işleyişi üzerinde büyük rolü olan salgı ve hormon bezlerimiz üzerinde ya da yakınında bulunmaktadır. Bunlardan bazıları adrenalin, insülin, östorojen ve progesterondur. Çakralarımızın vücudumuzdaki işlevlerini ve anlamlarını aşağıda madde madde ele aldım.


Her çakranın titreşim hızı değişiktir. Aynı zamanda çakraların simgeledikleri organlar, fiziksel ve duygusal karşılıkları da vardır. Mesela 1.Çakra yani kök çakra en ağır hızda dönen çakradır. Tepe çakrası yani taç çakra ise en hızlı dönendir. Her çakra kendi rengiyle anlamlandırılır. Çakra şifasında kristallerin, müziğin, aromaterapinin ve renklerin önemi büyüktür.Her çakranın bir rengi vardır, her çakranın notası vardır, her çakranın mantrası ( Sanskritçe mantra- kelimesi (m. मन्त्रः, ayrıca n. मन्त्रं) man "düşünmek" (ayrıca manas "akıl") ve araç anlamındaki -tra sonekinden oluşur, kelimesi kelimesine çevirisi "fikir aracı" olur. Aklı hayallerden ve maddi isteklerden serbest bırakmayı amaçlar. Mantra nağmelerle tekrar edilir) vardır. Ve her bir çakranın şifasında o çakraya ait renkler, kristaller, notaları ve mantrası kullanılır. Çakra renkleri aynı gök kuşağının renkleri sırasında dizilir. Enerji blokajları, çakraların dengesiz çalışmasına neden olur. Bu nedenle kişi kendini yorgun, depresif, sinirli hissedebilir, zihinsel ve bedensel olumsuz davranışlar, korkular, şüpheler geliştirebilir. Çakra dengesinde sorun yaşayan kişi başına gelen olumsuz olaylara karşı doğal enerji akışını bloke ederek veya durdurarak tepki verme eğilimine girebilir. İşte bu noktada kullanacağımız kristaller, müzik notaları, kokular ve renkler çakralarımızı uyumlandırarak korku, endişe ve kaygı hisleriyle başetmemizi kolaylaştırır. Her çakranın belirli bir sayıda ve hızda dönme tablosu vardır. Bunların altında ya da üstünde olduğu durumlarda 'Çakra dengesizliği' nden' bahsedebiliriz. Çakra dengesizliği önce psikolojik seviyede başlar, çakraların bu duruma rağmen uzun süreli dengelenmediği durumlarda ise fiziki rahatsızlıklara kadar gidebilir. Çakraların dengelenmesinde hayatımızın her yerinde bu çakranın rengini kullanabilir, aynı renkte yiyecekler yiyip, giysilerimizi bu renkte seçebiliriz.Şimdi çakraları tek tek inceleyelim.











1.Çakra; Muladhara Çakra (Kök Çakra ) Cinsel organla anüs arasındadır. Rengi kırmızıdır. Dünyevi olanı simgeler.İlk çakra olduğu için bir ila sekiz yaşlarımız arasında gelişir ve kendi başına ayakta kalabilmeyi simgeler. Kök çakra fiziksel dünyayı ve ona duyduğumuz ihtiyaçlarla bağlantılıdır. Bu yüzden yerçekimiyle yakınen ilgisi vardır. Kök çakra bizi maddesel özümüze doğru çeken bir güce sahiptir. Hayatta kalabilmemiz ve devam ettirebilmemiz için gerekli enerjiyi sağlar. Blokaj durumunda korku, güvensizlik, tedirginlik yaşanır. İskelet yapısı,kemikler ve omurgayla bağlantılıdır. Vücut sıvılarımızdaki tuz dengesinden ve vücut metabolizmasını dengeleyen proteinler, yağlar ve karbonhidratları etkileyen hormonları salgılayan bölgeyle, böbrekler ve böbreküstü bezleriyle bağlantılıdır. Eski zamanlardan bu yana, hayatta kalma içgüdümüzün kaynağı olan kaçma, saldırma dürtülerini salgılayan adrenalinin salgılandığı bezler de kök çakrayla bağlantılıdır. Yetersiz çalışması ağrılara sebep olur ilgili organlarda aktivite kaybı olur. Bu çakra varoluşumuzun temelini teşkil eder. Fiziğe ve yerküreye bağlar. Fiziksel faaliyetlerimiz bu çakranın nasıl çalıştığına bağlıdır. Yorgun isteksiz ve bitkin olmamız bu çakranın çalışmamasından kaynaklanır ya da enerji çekimi ile meşguldür. Bu çakra ile ilgili günlük meditasyonlar ve şifalandırmalar yapmak gerekir. Kök çakra sağlığımızı canlılığımızı kazanmamızı sağlayan merkezimizdir. Bu çakra aynı zamanda geçmiş hayatlarımızın da kilitlerini açarak bize gizli kalmış yeteneklerimizi ve bilgeliğimizi geri kazandırır. Ayrıca bu hayatımızı gölgeleyen geçmiş hayatların olumsuz motiflerini ve acılarını silmemizi sağlar. Bu çakrayı iyileştirdiğimizde ve pozitif şifa enerjisi ile çalışmasını sağladığımızda geçmişi şifalandırır daha canlı ve dinamik oluruz. Sevgi enerjisi kalp çakrası bölgesinden tüm bedene akar ve aura vasıtasıyla dışarıya yayılır. Başkalarının bize nasıl davranacağı ve bizi nasıl algılayacağı auralarımız yoluyla yaydığımız enerjiye bağlıdır. Sevgi enerjisi , hastalıkları iyileştiren içimizdeki korku ve duygusal stresleri yokeden bir enerjidir. Kök çakranın düzensiz çalışması fiziksel seviyede sırt ve bacak ağrılarına, aşırı kilo veya aşırı zayıflığa, kansızlığave kemik erimesine sebep olur. Bu problemler duygusal yüklerimizin sırt omurga ve bacaklarda ağrılar şeklinde ortaya çıkması demektir. Bu çakranın denglenmesi için gıda olarak protein alımına özen gösterilmelidir.
Kök Çakranın Dengelenmesi:



Rengi: Kırmızı
Aroması: Sedir ağacı, patçuli, myrrh ve karanfil
Taşı: Kedi gözü,yakut, kırmızı mercan, akik, hematit ve kantaşı
Mantrası: LAM
Notası: Do
Etkilediği Burç: Oğlak
Etkin gezegeni ve elementi: Satürn ve toprak
Bağlantılı Duyu: Koku alma
Uyumlu hali: 30 saniyede 4 vuruş
Uyumsuz Hali:30 saniyede 4'ten fazla vuruş
Yetersiz Hali: 30 saniyede 4'ten az vuruş.
Uygun Müzik: Ritmik melodiler, davul ve perküsyonlu enstrumantal müzik.




************************************************








2. Çakra Svadisthana ( Göbek, sakral çakra) Göbek deliğimizin iki parmak üstünde yer alır. Duygularımızı ve cinselliğimizi bu çakra kontrol eder. Fiziksel seviyede bağırsaklar, mesane, dalak, rahim ve seks organlarını kontrol eder. Fizik seviyede yaratıcılığın merkezidir. Pozitif çalıştığında, kendimizi iyi hissederiz. Bu çakra canlı ve dengeli ise duygularımız dengeli ve başkalarıyla ilişkilerimiz olumlu olur. Gerçek duygularımızı korkusuz ve abartısız ifade edebiliriz. Düzgün çalıştığında açık, etkileyici, yaratıcı ve akıcı oluruz. Yeterince çalışmıyorsa kendine güvensiz, çirkin ve değersiz hissederiz. Seksüel gücü zayıf , karşı cinsle ve hemcinsleriyle iletişim kurmakta güclük çekeriz. Bu kişiler zevkleri inkar eder ve kendilerini bundan mahrum ederler. Aşırı ya da yetersiz çalışması durumunda, cinsellikte saplantılı davranışlar, hatta sapkınlığa varan eğilimlere ya da tersi frijidite yani sekse karşı ilgisizlik ve soğukluk görülebilir.Göbek çakrası sekiz ila ondört yaşlar arasında gelişir. Dolayısıyla gelişim çağında ikinci çakra dengesizliği yaşanır. Eğer bu dönemde takılıp kalırsa kişi hayata hüzünle bakan ve özgüven eksikliğine sahip olabilir. Göbek çakrası üreme hormonu bezleriyle bağlantılı olduğu için vücut tüyleri ve ses rengini de etkiler. Çocukluk döneminde aile ve çevreden gelen anlayış çerçevesinde duygular ifade edilir ya da bastırılır. Duyguların özgür ve rahat akmaması durumunda göbek çakrasında dengesizlikle başlar. Blokaj durumunda duygusal olarak kişi kendini patlamaya hazır hisseder, diğer kişilere karışan, kontrolü bırakmak istemeyen, otoriter ve manipulatif bir kişilik ortaya çıkabilir. Duygusal iniş çıkışlar ve dengesizlik hali ortaya çıkar. İzolasyon isteği gelebilir. Fiziki rahatsızlıklar kalın bağırsak sorunları,mesane taşları, sırt ağrıları, kadınlarda üreme organları, rahim ve yumurtalık hastalıkları ,kas spazmları, kabızlıktır. Bu çakranın dengelenmesinde sıvı alımı önemlidir. Dengeli hadeyken kişi neşeli, dışa dönük, kendine saygılı, etkileyicidir.


Rengi: turuncu



Aroması: Yasemin, gül ve sandal





Taşı: Quartz, sarı sitrin ve aventurin



Mantrası: Vam



Notası: Re



Etkilediği gezegen ve elementi: Pluton ve su.



Etkilediği Burç: Akrep, terazi ve yengeç.



Bağlantılı duyu: Tat alma.



Uyumlu Hali: 30 saniyede saat yönü tersi 6 dönüş



Uyumsuz hali: 30 saniyede saat yönü tersi veya saat yönü 6'dan fazla dönüş.





yetersiz Hali: Saat yönü tersi 6'dan az dönüş.





Uygun müzik: Akıcı, ritmik ve kıvrak melodiler. örn. halk müziği.


******************************************






3.Çakra Manipura, Solar Pleksus (Güneş sinir ağı) diye tanımlanır. Göbek deliğimizle göğüs kafesimiz arasında yer alır. Solar plexusus sanksritçe anlamı 'Şehvetli Taş'demektir. Titreşim rengi sarıdır. Güneş gibi yani:) En temel özelliği güç ve iradedir. Bütünlüğe giden yolu birleştirir. Sosyal anlamda solar pleksus başkalarıyla olan iletişimimizi ifade eder. Değişim ve hareket bu çakrayla ilgilidir. Aynı zamanda kişinin benliğini güçlendirmesinde yardımcı olan çakradır. Bu güç kontrol edilerek ya da agresif metodlarla elde edilen bir güç değildir. Çakranın dengesizliği durumunda reddedilme korkusu, aşırı eleştirel tutum, kalabalıklar içinde bile yalnız hissetme yetenekleri bu çakradan gelir. Astral seyahat, psychic gelişme medyomik algılama bu merkezin tesirleri ile olur. Uyumsuz çalışmasında eleştiriye aşırı tepki verme, kontrol etme ihtiyacı, düşük benlik değeri, özgüven eksikliği. Fiziksel rahatsızlık olarak kendini gösterdiği yerler; Sindirim problemleri, diabet, sinir yorgunluğu, mde ülserleri, sindirim sorunları, alerjiler, şeker hastalığı, karaciğer, pankreas, ince bağırsak sorunları. Uyumlu çalışması halinde neşeli, dışa dönük, kendine saygılı, etkileyici kişilik. Bu çakranın gelişimi ondört yirmibir yaşları arasındadır. Bu çağda gençte kendine güven ve benlik değerinin geliştiği yaştır. Bu çakranın dengeleyici besini karbonhidratlardır.







Rengi: Sarı
Aroması: Ylang-ylang, vetiver, bergamot
Taşı: Sarı sitrin, aventurin, quartz, amber, topaz
Mantrası: RAM
Notası: Mi
Etkilediği Burç: Koç, Aslan
Etkin gezegeni ve elementi: Güneş, Mars ve ateş
Bağlantılı Duyu: Görme
Uyumlu hali: 30 saniyede saat yönünde 8 dönüş
Uyumsuz Hali:30 saniyede saat yönünde 8'den fazla vuruş
Yetersiz Hali: 30 saniyede saat yönünde 8'den az vuruş.
Uygun Müzik: Ritmik enstrumantal müzik, ilahiler ve dualı müzikler

************************************************************




4. Çakra: Anahata; Kalp Çakrası: Göğüslerin tam ortasında vücudun merkezindedir. Tüm çakraların da merkezindedir. En belirgin özelliği sevgi çakrasıdır. Kalp, sevgi, aşk bu çakranın etkilediği alanlardır. Bu çakra aynı zamanda maddesel olanla ruhani olan arasındaki köprü işlevini de üstlenir. Sanskritçe 'Anahata' İki cismin birbirine çarpmadan çıkarttıkları ses' anlamına gelir. Aslında bu kelime metaforik olarak pek çok şeyi ifade eder. Erkek ve dişi, dünyevi olanla ruhani olan gibi. Şefkati, affetmeyi, koşulsuz sevgiyi ve kendini kabul etmeyi simgeler. Simgesi havadır. Aslında bu çakra bizi biraz zorlar çünkü doğamıza çok ters bir oluşum sergiler. Görünür dünyanın katı formlarından görünmez ve şeffaf olana bu çakra sayesinde geçiş yaparız. Timüs bezi bu çakranın etkilediği salgı sistemidir. Fizik bedenimimizdeki etkilediği bölgeler kalp, göğüs, solunum yolları, akciğerler ve dolaşım sistemidir. Kalp çakrasının uyumsuz çalıştığı durumlarda vücudumuzda görülebilecek fiziki rahatsızlıklar; kısa ve sık nefesler, nefes alma güçlükleri, yüksek tansiyondur. Psikolojik açıdansa; bağımlılık, evham, endişe, alınganlık, melankoli, yalnızlık korkusu, duygusal bağlılıktan korkma ya da aldatılma korkusu yaşanabilir. Kalp çakrasının uyumlu çalıştığı durumlarda kişi: empati kurabilen, arkadaş canlısı, şefkatli, başkalarını desteklemeye hevesli ve herkesteki en iyiyi görme hasleti. Kalp çakrasını dengelemek için bol bol yeşil yapraklı sebze tüketmek faydalıdır.Kalp çakrasının gelişimi yirmi bir ala yirmi dört yaşlar arasındadır. Bu dönemde büyük aşklar yaşanması ya da kalp çakrasının simgesi olan 'evlilik' olayının sıkça gerçekleştirilmesi tesadüf olmasa gerek.








Rengi: Yeşil, Pembe,Altın
Aroması: Gül, bergamot, melissa, neroli
Kıymetli Taşı: Pembe Quartz, Kunzite, Kırmızı Turmalin, aytaşı, malahit ve yeşim.
Mantrası: YAM
Notası: Fa
Etkilediği Burç: Terazi ve boğa
Etkin gezegeni ve elementi: Venüs ve hava
Bağlantılı Duyu: Dokunma
Uyumlu hali: 30 saniyede saat yönünde 12 dönüş
Uyumsuz Hali:30 saniyede saat yönünde 12'den fazla vuruş
Yetersiz Hali: 30 saniyede saat yönünde 12'den az vuruş.
Uygun Müzik: Klasik müzik




************************************








5. Çakra: Vishuddha, Boğaz çakrası: Beşinci çakra kendini mavi ile ifade eder.Boğazımızın üstünde köprücük kemiği ile gırtlak arasında yer alır. İletişimin çakrasıdır. İletişimden kastımız kişinin kendisi ve içinde yaşadığı tüm ortamla olan ilişkisi ve iletişimidir. İletişim, ses kendini ifade etme, konuşma ve yazma yeteneği bu çakranın etkilediği özellliklerdir. Boğaz çakrasının vereceği hayat dersi; kişisel ifade ve seçim yapabilme gücüdür. Boğaz çakrası yirmisekiz ila otuz beş yaşları arasında gelişir. Bu noktada çevrenizde otuzlu yaşlarında kariyerlerinde radikal değişime giden ne kadar çok insan olduğuna dikkatinizi çekmek isterim. Etkisiyle değişimin ve transformasyonun mümkün olduğu çakra merkezidir. Uyumsuz çalıştığında kendini ifade etme sorunları yaşar kişi bunun sonucunda da öfkenin biriktirildiği bölge olabilir. Uzun süreli ses kısıklıkları, konuşurken ses çatallaşması, boğaz enfeksiyonları kendini ifade etmede yetersizliğin belirtileridir. Gene uyusuz çalıştığında kişi yalancılığa ya da tam tersi aşırı ağzı sıkılığa meyilli olabilir. Boğaz çakrasının uyumsuz çalıştığı durumlarda; tüm durumlara engel olma isteği, çekingenlik, aşırı mükemmeliyetçilik, yaratıcılıkta kapalılık, utangaçlık, güçsüz hissetme veya düşüncelerini ifade edememe durumları ortaya çıkar. Boğaz çakrasının etkilediği fiziksel bölgeler ve hastalıklar : Ses telleri, akciğerler, yemek borusu, Ses sorunları çatallı ve kısık ses, Tiroid rahatsızlıkları,boyun ağrıları ve problemleri, astım krizleri, guatr, hipertiroid, deri döküntüleri, kulak enfeksiyonları, boğaz ağrısı, ileri durumlar da larenks ( gırtlak) kanseri. Boğaz çakrasını uyumlu çalıştığı durumlarda: kuvvetli ilhamlara sahip sanatçılar, güzel sesli başarılı konuşmacılar, halkla ilişkiler ve reklamcılığa yatkınlık. Yazarlığa ve sunuculuğa uygun olurlar. Boğaz çakrasının etkilediği organlar; Boğaz,ağız bölgesi, boyun ve omuzlar, ense, dişler, kulaklar, tiroid salgı bezi. Boğaz çakrasını dengelemk için bol bol meyve tüketilmelidir. Mavi gökyüzü, sakin göl yada durgun su manzaraları boğaz çakrasını dengelemek için faydalı doğa deneyimleridir.





Rengi: Mavi
Aroması: Adaçayı, okaliptüs, papatya ve myrrh
Taşı: Lapis lazuli, turkuaz ve aqua marin
Mantrası: HAM
Notası: Sol
Etkilediği Burç: İkizler, başak
Etkin gezegeni ve elementi: Merkür ve eter
Bağlantılı Duyu: Ses- duyma
Uyumlu hali: 30 saniyede saat yönü tersine 16 dönüş
Uyumsuz Hali:30 saniyede saat yönü tersine 16'dan fazla vuruş
Yetersiz Hali: 30 saniyede saat yönü tersine 16'dan az vuruş.
Uygun Müzik: New age ve yankılı sesler





********************************************








6. Çakra Ajna, 3.Göz Çakrası: İki gözün arasında kaşların ortaısnda yer alır. Üçüncü göz çakrası sezgiyi simgeler. Sanskritçe 'Ajna' bilmek demektir. Buçakranın kuvvetli olduğu kişilerin yüzyıllardır medyum, fal ile uğraşması tesadüf olamsa gerek. Üçüncü göz çakrasının etkilediği sistem hipofizdir. ( Hipofizin beynimizdeki işlevi iten ve dışardan aldığı tüm mesajları toplayarak yönetici hipotalamus'a göndermektir.) Dolayısyla en alt çakranın etkilediği salgı sisteminden başlayarak yukarıya kadar gelen tüm mesajları hipofiz toplar ve gönderir. Üçüncü göz çakrasının uyumlu çalıştığı durumlarda kişi geçirgendir. Ne demektir geçirgen olmak; dışarda meydan gelen olaylar veya durumlardan etlilenmeden merkezinde durabilmektir, aynı zamanda ortamlardaki tüm olumsuzlukları olumluya çevirebilme, her şeyin üstüne çıkıp dışardan bakabilme yetisi vardır. Kişi oluşun biligisine sahiptir, sezgi yetenekleri sayesinde analiz yapabilir ve bundan şüphe etmez. Bu durumda kişi iradesinde tamdır. yani sezgilerine güvenerek geliştirdiği iç duygularıyla yıkılmaz bir kale gibi geçirgendir. Gözlerin görebildiğinin ötesini görür.Duygusal zekası çok kuvvetlidir. Telepatik yetenekleri çok gelişmiştir bu yüzden yükselmiş varlıklarla bağlantı kurabilir ve onlardan ruhsal yardım alabilir. Üçüncü göz çakrasının uyumlu çalışmadığı durumlarda; kabuslar, öğrenme zorlukları ve halusinasyonlar görülebilir, başarısızlık korkusu, hiç bir şeyden emin olamamak, her şeyin zıddına hareket etme dürtüsü. Üçüncü göz çakrasının etkilediği fiziksel organlar: Yüz, baş, sinir sistemi,hipofiz bezi, gözler, beyin ve beyincik. Rahatsızlıklar: Migren, şiddetli baş ağrıları, körlük ya da görme bozuklukları, sinirsel rahatsızlıklar. Psikolojik olarak etkilediği yerler, bağnazlık ya da aşırı tutuculuk, duygusallığa asla yer vermeyen katı mantıkçı tutum, yalnızlık duyugusu. yetersiz çalıştığında kişi; madedesel olana aşırı bağımlııdır, ruhsallığı reddeden aşırı akılcı yaklaşımlara gider. Süperegosu çok kuvvetlidir yani toplum kurallarına aşırı önem verir, unutkandır, duygusal rollerde zorlanır.( örn:baba, eş, sevigli, dost rolleri) Gelişim yaşı yoktur doğuştan ya da sonradan gelişir. Beslenme metodu yoktur. Yükselme ruhsal boyutta gerçekleşmeye başladıktan sonra kişinin maddesel besinlere çok fazla ihtiyacı kalmaz.






Renk: İndigo mavi, Mor.
Aroması:Günlük, menekşe,yasemin
Taşı: Ametist, Florit, azurit, sodalit, Lapis Lazuli
Mantrası: KSAM ( Dil dişlere yaklaştırılarak ıslık gibi bir sesle KS harfleri çıkarılır)
Notası: La
Etkilediği Burç: Yay, Kova, Balık
Etkin gezegeni ve elementi: Neptun ve Jüpiter
Bağlantılı Duyu: Altıncı his
Uyumlu hali: 30 saniyede saat yönü 96 dönüş
Uyumsuz Hali:30 saniyede saat yönü 96'dan fazla dönüş
Yetersiz Hali: 30 saniyede saat yönü 196dan az dönüş.
Uygun Müzik: Ormanların uğultusu, kozmik sesler






*************************************************






7. Çakra:Sahasrara; Taç Çakra, Tepe Çakrası da denir. Başımızın tepesinde en orta noktada yer alır. Beyaz, altın ya da koyu mor renkle belirtilir. Diğer çakraların dengesiz ya da yetersiz çalışması durumu tepe çakra için geçerli değildir. İhtiyacımız olan hayat gücünün geldiğine inanlılan bağlantı noktasıdır. Aura bedenlerini evrene ve ilahi olana bağlayan bağlayan gümüş kordon taç çakradan çıkar. Benliğin ve bedenin çok ötesindedir. Ruhsallığı, her şeyle birlik olma duygusunu simgeler. Aynı zamanda yuva ve evi de simgeler. Hindu geleneğindeki çizimlerde 'sahasrara' yani bin yapraklı lotus, yapraklarını sonsuza doğru, kendi içinde sürekli açan bir lotus olarak resmedilir. Sanskritçe kelime karşılığı da Bin katlı demektir. İnanılan odur ki aydınlanmaya, kendi farkındalığına ya da bütünlüğe giden yolda, aşağıdan yukarıya kadar bize tek tek yardım eden çakralar birliğe tepe çakrada varırlar. Yani aslında tepe çakra bir nevi ruhsal merkezdir. Aydınlanma, kozmik bilince ulaşmaya ve erdem'in akışına olanak sağlar.Fizik bedende etkilediği yerler beyin,kafatası,beyin zarı, cilt ve epifiz bezidir. Çakranın uyumlu olduğu durumlarda; Kişi bireysel egosunu bırakır ve evrensel egoyu kabullnerek her şeyle birlik olma duygusunu deneyimler. Bolluk ve sonsuz mutluluğun saf bilincinde yaşar. Kendini ruhsallığa açarak bilinçaltına tam hakimiyet kurar. Hayattaki mucizeleri deneyimler. Çakranın uyumsuz olduğu durumlarda kişi paranoyaya yakın ölüm korkusu, ruhsallığı inkar etmeye ve kaçmaya eğilim gösterir, akıl ve mantıkla evrendeki her şeyi açıklamaya çalışarak psikolojiye sırtını dönebilir, aşırı egosantrik bir kişiliğe sahip olabilir, sorular içinde boğuşur ve hiç birine cevap bulamaz, manik depresif bir ruh halinde olabilir, cinselliğini ifade etmede sapkın davranışlar sergileyebilir, Yetersizse; birileri tarafından engellenme korkusu yaşar, sevinç, memnuniyet eksikliği, yıkıcı hisler,panik ve tükenmişlik duygusu, ait olamama hissi, depresyon ve migren görülür. Fziksel olarak uyumsuz olma halinde çevre kirliliğine aşırı hassasiyet, kronik yorgunluk, alzheimer, sara görülebilir. Bu çakranın etkilediği kişiler giderek toplumdan soyutlanır, yüksek ve ücra köşlere gitme ihtiyacı duyarlar. Dünyanın ruhsallıkta en kadim ve yükselmiş tüm uygarlıklarının (bkz.Tibet, Peru vs.) dağlık bölgelere yerleşmiş olması tesadüf olmasa gerek.

Rengi: Beyaz , altın, koyu mor
Taşı: Kuartz, elmas, opal, ametist.
Aroması: Günlük, lavanta, frankinsense, gülağacı ve lotus çiçeği
Mantrası: AUM ( dünyanın bilinen en eski en kuvvetli mantrasıdır, çok dikkatli kullanılması gerekir)
Notası: Si
Etkilediği Burç: Oğlak, Kova, balık
Etkin gezegeni ve elementi: Uranüs, düşünce ve kozmik enerji
Bağlantılı Duyu: Tüm duyuların ötesindedir
Uyumlu hali: 30 saniyede saat yönü 972 dönüş
Uyumsuz Hali:30 saniyede saat yönü 972'den fazla dönüş
Yetersiz Hali: 30 saniyede saat yönü 972'den az dönüş.
Uygun müzik: Sessizlik ve derin vecih hali.







Yukarıda anlattığım tüm sistemleri kullanarak kendinizde gördüğünüz rahatsızlıkları giderebilir, dengeye kavuşabilirsiniz.


Bol gülüşlü sağlıklı ve mutlu günler dilerim.

Aisha





Kaynakça;

Bilge şeker

The book Of Chakra Healing by Liz Simpson/ Gaia Books.

The Seven Healing Chakras by Brenda Davies/ Ulysses Press

Wikipedia

Kış Aylarında Sağlık







Malum kış mevsimi kapıda belirdi. Hapşırıklar, kızarık burunlar, tylol-hot, efervesan c vitamini kokteylleri ve grip aşılarına kendinizi daldırmadan önce uygulayabileceğiniz basit sağlık reçetelerinden bahsetmek istiyorum şimdi de birazcık... Efendim tüm dinler, eski kültürler ve uygarlıklarda kullanılagelen, nedense günümüzde artık sadece sağlık meraklısı yaftası yapıştırılan bir grup insana atfedilen 'bitkilerin sağlık amaçlı kullanılmasından' bahsediyorum. Bugün ise bitkileri nasıl kullancağımız kısmı çok önemlidir. Çünkü bilemediğimiz pek çok yan etkileri olabilir. Bunu dikkate alarak klinik açıdan onaylanmış, ancak bizler için oldukça pratik olacak bazı bilgileri, ülkemizin en önemli Bitki Bilimcisi sayın Turhan Baytop'un kitaplarından alıntılarla açıklayacağım.
Doğal ve bitkisel karışımların, sentetik karışımlara göre belki de en önemli farkı, özlerinde tüm canlıların kaynağı olan evrensel enerjiye sahip olmalarıdır. Varolan her canlı, ister hayvan ister bitki, ister insan özünde barındırdığı bu müthiş enerjiyle uyumlu evrensel bütünlüğün önemli bir parçasını taşımaktadır. Bu nedenler varolan her canlının, bu bütünlüğe katkısı, varoluş nedeni ve amacı vardır. Üzerinde yaşadığımız bu mavi gezegeni bizimle beraber paylaşan milyonlarca canlı türünü tanımak ve daha iyi yararlanmak için ilk yapmamız gereken şey, tüm bu varlıklarla bir olduğumuzun bilincine varmaktir. Hepimiz bir bütünün farklı frekanslarındaki bölümlerini beraberce oluşturuyoruz. Beslenmemizi örnek alalım, ağzımıza alarak hayati fonksiyonlarımızı yerine getirebilmeki için ağzımıza götürdüğümüz besin maddesi besin zinciri içerisinde görevini bilir. Bu görevini saygıyla yerine getirir. Dolayısıyla biz onu yerken bunun farkına varabilirsek, şükran duygumuzu belirtebilirsek , bu hem besin maddesinin titreşimini yükselterek bize daha faydalı bir hale gelmesini sağlayacak, hem de zincirin devamını şifalandıracak. Aslında neden eskiden sofraya oturduğumuzda dua ettiğimize mantıklı bir açıklama getiriyor değil mi? Şifacılıkta ve dinsel törenlerde çok kullanılan su, şeker, pirinç, tuz ve ekmek de ( bazen elma, nar, üzüm) bence bu kutsamanın bir başka yansıması. Günümüzde ise maneviyatı sadece spritüalizm veya bağnazlık olarak gördüğümüz için de daha maddi bir dünyada yaşıyoruz ve tüm eski bilgileri unutuyoruz. Kendimiz vitamin ve antibiotik kürlerine boğuyor , her sene bir önceki senenin eskisi virüsleri vücudumuza enjekte ederek sözde ''aşı'' oluyoruz. Oysa, artık tıp dünyasında bile kabul edilen tıp yaklaşımı, bitkisel de olsa sadece ağızdan ilaç kullanımını değil, aynı zamanda kişinin enerjisini yükseltecekve vücuttaki enerji akışını arttıracak doğru beslenmeyi, doğru nefes almayı, masajı, yogayı, meditasyonu, dini ritüelleri, bitki çaylarını, vitaminleri, antioksidanları bir arada uygulayan bütünsel ( holistik) bir anlayışa sahip. Gerçek anlamda sağlık, bunların eksiksiz uygulanmasıyla olabilir düşüncesindeyim. Benim sizlere uyulursa 'sağlığınızı' koruyacak bazı önerilerim var;

* Akşam yemeğinizi en geç sekize kadar yemeye ve ağır yiyecekler tüketmemeye özen gösteriniz.

*Mideniz doluyken uyumamaya özen gösteriniz.

* Mümkünse, haftanın üç günü en az kırk dakika egzersiz yapınız.

* Sizde stres yaratan olaylar, durumlar ve kişilerden uzak durunuz.

* Düzenli masaj olunuz( masaj kan dolaşmınızı arttıracaktır)

*Uyku düzeninize özen gösteriniz.

* Düzenli olarak vücudunuzu nemlendiriniz. Bunun için doğal taşıyıcı yağları (kayısı çekirdeği, badem, susam, ayçiçeği) kullanınız*

*Gıdaları mevsiminde tüketmeye gayret ediniz, hormonlu ve dondurulmuş gıdalardan uzak durunuz.

* Temiz havada mutlaka vakit geçiriniz.

* En az 30 koruma faktörünü yaz-kış kullanınız ve mutlaka zararlı olmadığı saatlerde( 09'dan önce-16'dan sonra) güneş banyosu alınız.

* Beyaz un, beyaz şeker ve sofra tuzu gibi rafine gıdalardan uzak durunuz.

*Doğal ihtiyaçlarınıza karşı hassasiyet gösteriniz ve asla ertelemeyiniz. ( açlık, susuzluk, tuvalet ve uyku ihtiyacınız)

* Yaşınızın normallerinde, sağlıklı ve düzenli cinsel hayata sahip olunuz.


Bunun dışında gülmeye, eğlenmeye, hobilerinize, sevdiklerinize, hayvanlara ve doğaya vakit ayırınız. Bu girişten sonra hayatımızda yer eden ve sık rastlanan bazı hastalıklara karşı neler yapabileceğimizi konuşabiliriz :)




SOĞUK ALGINLIĞI:



İlk olarak ''kış aylarının flört''ü adını taktığım soğuk algınlığına bakalım;


Soğuk algınlığına en iyi çözüm tabi ki C vitamini. Ben günde 1000mg. C vitaminin 12 ay düzenli kullanıyorum. Bir ara esther C daha iyi mide ağrısı yapmıyor diyorlardı ama şimdi bu doğru bulunmuyor. Esther ya da değil en fazla 1000 mg. ya da 500mg. C vitamini sadece soğuk algınlığına iyi gelmekle kalmıyor. Çünkü kendisi aynı zamanda çok kuvvetli bir anti oksidan. Anti oksidan nedir? Bedende bulunan serbest radikaller denen hava kirliliği, yağlı yiyecekler, sigara dumanı ve radyasyon gibi çevresel etmenlerden de oluşan bazı kimyasal maddelerin bedenimizde meydana getirdiği zararlarla savaşabilen maddelere anti-oksidan denir. Bu kimyasal maddeler hücrelere saldırarak kanser, alzheimer, şeker,astım başta gelmek üzere pek çok ciddi hastalığa neden olmaktadır. Serbest radikallerin oluşumlarının engellenmesi, taze sebze, meyve ağırlıklı beslenme, düzenli egzersiz, dinlenme ile sağlanabilir. C vitaminin anti-aging özellikleri keşfedildiğinden beri piyasadaki c vitamini içerikli kremlerin sayısı bayağı arttı. c vitamini kandaki kötü kolesterol dediğimiz LDL kolesterolu de düşürüyor. 90'ların ikinci yarısında ise atardamar tıkanıklığına bile iyi geldiği klinik olarak ispatlandı. Onun dışında ''ekinezya'' bağışıklık sisteminizin güçlenmesine çok faydalı olacaktır. Çinko da bağışıklığı kuvvetlendirir. Ayrıca nezle salgınlarının yoğun olduğu dönemlerde hasta kişilerle yakın temastan mutlaka kaçınmalı. Ellerinizi sık sık yıkamanızın faydası olacaktır. Bitki çayları kış aylarında hem içimizi ısıtacağı hem de bağışıklık sistemimizi güçlendireceği için bol bol içilebilir. Özellikle zencefil ( tazesi manavlarda artık bulunuyor)kuşburnu, tarçın. Eskiler ıhlamuru çok kaynatırlar ancak bununla da ilgili bir hatırlatma yapmak isterim. Bitki çaylarını üzerlerine sıcak suyu dökerek hazırlamak ve en fazla on dakika beklettikten sonra içmek en faydalısıdır. Ben ıhlamurun tadını severim ancak bir faydasının görmedim. Taze zencefili küçük dilimlerle çaydanlığınıza koyup üzerine sıcak su ekleyin, on dakika bekledikten sonra için. Metabolizmanızı ve dolaşım sisteminizi de hızla aktive eden bu mucizevi bitki, bağışıklık sisteminizi güçlendirmekle kalmayacak, içinizi de ısıtacak. Soğuk algınlığında, kilolarca portakal suyu sıkarak içindeki asitle midenizi yakacağınıza günde iki tane kiwi yiyerek, günlük C vitamini ihtiyacınızı doğal yollardan giderebilirsiniz. Yoğurt, peynir gibi mayalı gıdalardan uzak durup daha çok sıvı gıda alımına özen göstermeniz sizin için faydalı olacaktır.


YORGUNLUK:


Yorgunluktan şikayetçi olmayan kalmadı gibi. Artık çocuklar bile yorgun olabiliyorlar. Bunun başlıca nedeninin stres ve toksinler olduğunu düşünüyorum. Modern çağın getirdiği bu telaşlı, koşturmacalı hayat farkında olmadan stres bozukluğuna yol açıyor ve çoğu otuzlarında bileolmayan gencecik insanlar yorgun oluveriyorlar. Avustralya Aborjinleri ile ilgili okuduğum bir yazıda yolculuk sırasında; Aborjinlerin pek çok kereler yere çömelip bir süre oturduklarını şaşkınlıkla gören yazar niçin oturduklarını sorunca, Aborjinlerin cevabı sanırım size ne demek istediğimi anlatmaya yeterli olacak. Aborjinler '' Çok hızlı yürüdük, ruhumuzun bize yetişmesini bekliyoruz''. Galiba biz, ruhumuzun bize yetişmesini bırakın, bir ruhumuzun olduğunu bile unuttuk. Yorgunluk, uykusuzluk,stres, depresyon, endişe , yeme bozuklukları ve sayısız duygusal nedenli hastalık da böylece ortalıkta gezer oldu.



Ne Yapmalı?


Öncelikle yorgunluğun nedenini fizksel olup olmadığını araştırmak için bir doktorla görüşüp, kan ve idrar tahlilleri yaptırın, sonuçlar negatifse yani fiziksel bir sorununuz yoksa o zaman A, B,C ,E vitaminleri, Omega3 ve balıkyağı, DHEA*, arı sütü veya polen, Gingko biloba*, Melatonin* gibi doğal takviyelerle yorgunluğunuza iyi gelecektir. Ayrıca gene zencefil enerji verir ve ısıtır, biberiye uyarıcıdır, kakule ve Paraguay mate* çayını öneririm. Özellikle kışın zencefil+kakule+tanekarabiber+tarçın çayı içiyorum, hem ısıtıcı hem de enerji veriyor. Başta yorgunluğun sebeplerinden bir tanesinin toksinler olduğunu söylemiştim. Aşırı fast-food, kızartmalar, dondurulmuş gıdalar, sadece protein ya da sadece karbonhidratlarla beslenmek, hava kirliliği, sigara ve alkol kullanımı vücudumuzda toksinlerin birikmesine neden olur. Toksinler vücut enerjimizin düşmesine neden olurlar. O yüzden sabahları uyanmakta zorluk çekebiliriz, öğleden sonra uyku bastırabilir. Bütün bu nedenlerin şeker yada depresyon gibi başka nedenleri olabilir tabi, eğer sizde bunlardan herhangi bir yoksa ve uyanmakta güçlük çekiyorsanız yine toksinlerden bahsetmemiz gerekir. Sizde toksinlerin yoğun olup olmadığını sabah kalktığınızda dilinize bakarak anlayabilirsiniz. Diliniz bembeyaz, kötü bir ağız kokusu da ona eşlik ediyorsa yüksek olasılıkla toksin seviyeniz yükselmiş demektir. Sabahları kalkar kalkmaz, hiç bir şey yemeden ve içmeden dilinizi eczaneden alacağınız bir dil temizleyici ile temizlemeniz, temiz havada yapacağınız yürüyüşler, daha fazla dinlenmeye ayıracağınız zaman, taze sebze ve meyve ağırlıklı düzenli beslenme, minerallerce zengin maden suyu içmeye özen göstermek, bal, dut kurusu ve pekmez gibi doğal enerji yükselticileri hayatımıza daha fazla sokmak. Bu arada tuz kullanımını azaltmanız da yorgunluğa neden olabilir ( ancak burda sofra tuzu olarak bilinen ve sadece tansiyon yükseltici etkiye sahip sodyum klorür yerine mineralce çok zengin deniz tuzunu kullanmanızı öneririm). Bunun dışında içine deniz tuzu doldurduğunuz küvetinizde uzun banyolar almak, yapabiliyorsanız yoga ve meditasyon, yapamıyorsanız gene blogumda yer alan bu linke tıklayarak yapabileceğiniz basit nefes egzersizlerini uygulayarak''http://aishaspa.blogspot.com/2006/09/sonbaharda-ne-yapmal-aishadan-salk-ve.html ve özellikle kış aylarında güneş ışığı veya ışıklı ortamlarda bulunarak yorgunlukla baş edebilirsiniz.


Bugünlük bu kadar, listem Devam Edecek..


sevgi ve neşe, mutluluk ve eğlence...
aisha..


Kaynaklar:

Mucize İlaçlar/ Jean Carper
Bitkilerle Tedavi/ Prof. Dr. Turhan Baytop



Melatonin: Merkezi sinir sistemi tarafından salgılanan bir hormon olan ''Melatonin'' antioksidan, yüksek tansiyon ve kalp rahatsızlıkları, yorgunluk, uyku bozukluğu ve yaşlanma etkilerini geciktirici özelliklere sahiptir.


Gingko-biloba: Tropik yerlerde yetişen aynı adlı süs bitkisinden elde edilen gingko-biloba, bellek ve konsantrasyon zayıflaması, dalgınlık, enerji kaybı, yorgunluk, depresyon, halsizlik ve kulak çınlaması tedavisinde etkili. aynı zamanda gingko zayıf kan dolaşımınıda kuvvetlendiriyor. Alzheimer gibi beyin rahatsızlıklarına etkisi hala araştırılmakta.



*Doğal Taşıyıcı Yağlar İçin:



Doğal Besinlerle İlgili Bilgiler Ve Alışveriş İçin:









Genetik Olarak Değişime UğramışOrganizmalarla İlgili Bilgi İçin:



Soğuk Algınlığıyla İlgili DetaylıBilgi İçin Aşağıdaki Linke Tıklayınız:





27.10.06

What Is Yoga?

History of Yoga


The science and practice of yoga is over 6,000 years old, but it was only in the last 50 years or so that Yoga found its away across the continents to take root in American culture. The practice of Yoga was first introduced to the United States by several Yogi Masters around the turn of the last century, but Yoga as we know it today has its seeds of origin within the Yoga Sutras written by Patanjali about 800 BC. Though Patanjali identified eight limbs of yoga, most people are initially drawn to the physical aspect of yoga known as Asanas or physical postures. If these postures are practiced with integrity, grace, and balance, the seeds of the remaining seven limbs of yoga will take root and begin to sprout spontaneously in the student's life. Yoga means unity Complete harmony of body mind and soul. It is about “doing” and feeling what you do, concentration and awareness.Practice begins with “sitting” and pranayama (breathing excercises), which is the essential “fuel” for every movement of the human body.Beginners learn the basic postures,like standing poses, twistings, simple backbends, forwardbends, shoulder balance and resting poses.Using the principles of gravity, alignment of bones and muscles and correct posture, combined with the breathing will enable the student to perform the asanas (yoga postures) with ease and beauty.The main accent lies on the development of inner strength, suppleness, balance, intelligence, concentration and attention.This vital concept of Hatha Yoga (Hatha yoga is the physical practice of yoga) combined with the knowledge of human anatomy and physiology will build a strong balanced and healthy body.


Yogi Masters
Early Masters instrumental in introducing Yoga to the United States include Swami Vivekananda, Yogendra Mastramani, Paramahansa Yogananda, Indra Devi, Sri K. Pattabhi Jois, BKS Iyengar and Yogi Bhajan.



The Eight Limbs of Asthanga Yoga also named Kriya Yoga
Yama:
Morals or principles of right-living
Niyama: Personal attitudes and practices that purify the mind and body
Asana: Physical posture
Pranayama: Breath consciousness or Breath Control
Pratyahara: Sublimation of senses of perception and organs of action.
Dharana: One-pointed concentration, sublimation of the mind.
Dhyana: Sublimation of consciousness. Meditation
Samadhi: Diffusion of the soul. Absorption


Styles of Yoga
Styles of Hatha Yoga come in many variations with the same basic 'seed-postures' as a common link. Differences arise from variations on breath, sequence, motion, alignment and overall form. At One Yoga classes offer many different types of Hatha Yoga with the overall emphasis of integrating a serene mind, harmonious Spirit and powerfully healthy body.


Popular Styles of Yoga


Anusara
Anusara means "flowing with grace". Started by John Friend, Anusara yoga is a heart-oriented, spiritually inspiring, biomechanically integrated approach to self-discovery.


Ashtanga
Started by Pattabhi Jois, Ashtanga Integrates all eight limbs of yoga through the practice of six sequential series. Emphasizes ujjayi breathing and yogic locks or "bandhas" into a flowing vinyasa style to create a purifying internal heat. The first series called Yoga Chikitsa or Yoga Therapy emphasizes forward bends. The second series emphasizes backbends. Both are designed to strengthen and align the gross muscular and skeletal system, heal glands and organs and balance the flow of energy in the body. BKS Iyengar and Pattabhi Jois each had Krishamachacharya as their original yoga teacher.


Bikram
Started by Bikram Choudury, a series of 26 deep asanas chosen to strengthen and heal the entire body. Practiced in a heated room.


Kundalini
Emphasizing breath (Pranayama) and Mantra (sound or chanting), focuses on raising consciousness and energy (Kundalini) up from the base of the spine through Susumna, the central energy channel upon which all seven Chakras are aligned. Often uses Breath of Fire and different Drishtis or gazing points to elevate prana and merge with the infinite creator. Very effective for balancing glands and organs and healing the physical/emotional body.


Iyengar
Started by BKS Iyengar, a form of Hatha yoga emphasizing but not limited to form and alignment. Iyengar Yoga is extremely effective for realignment and healing of the skeletal system and creating clarity of thought and precision of action. BKS Iyengar and Pattabhi Jois each had J. Krishnamurthi as their original yoga teacher.


Power Yoga
Power yoga is an integration of many styles of yoga. Like Ashtanga, it emphasizes breath and a vinyasa flow to build internal heat. Like Iyengar Yoga, it can also emphasize form and alignment. Popularized by Bryan Kest and Beryl Bender Birch and Tom Birch.





Why do Yoga?
Four Reasons to do Yoga
* To heal injury or disease
* To re-shape your body or gain strength, flexibility and balance
* To transform stress into harmony
* To further your Spiritual Journey

Humans are made up of more than just biceps or quads, pectorals or lats. We've got ankles and wrists, discs and toes that need stretching and movement to avoid the arthritis that thrives on atrophied muscles and a spine compressed by years of stress and bad posture.
Most people enter the path of yoga because they have reached a point where they are ready to heal themselves physically and bring more peace into their lives. Since yoga reaches every part of the physical being including the glands, organs, muscles, nervous system and skeletal system, many come to class to heal or literally rebuild themselves and release old physical injuries or ailments.


To re-shape your body or gain strength, flexibility and balance
Others enter a yoga class to become physically stronger, to lose weight or to become a better athlete.
Yoga provides a balanced approach to exercise that often counteracts the repetitive stressful actions of training specific muscle groups over and over for a particular sport. Since a good Yoga class works you out on every level without isolating a certain muscle group, greater balance and flexibility is achieved by strengthening the entire person. Athletes stick with yoga for the mental benefits and centering skills that become available both in and out of competition.


To transform stress into harmony
Hatha yoga retrains the body to transform stress on a cellular level. With patience and compassion, the musculo-skeletal system adjusts and realigns itself by releasing held patterns of tension or stiffness caused by negative thoughts, judgments, criticism, fear and doubt. The practice of asanas allows us to become more aware of our mental, emotional and physical patterns and to release those patterns that do not serve our highest good and greatest joy.


To further your Spiritual Journey
Still others attend class as a part of their spiritual path to cultivate Unity, Enlightenment, Devotion and Love. The physical Asanas provide a unique way to integrate thought into action. Encountering Yoga’s physical challenges with an open heart allows the student to know such Spiritual attributes as Grace, Courage and Compassion on a cellular level.


Example Yoga Postures

The physical postures are just one of the eight limbs that embrace the complete path of Yoga. Feel free to use these postures as a key to freedom. Lets check out some basic yoga postures together, the practice is about to begin



Viparita Karani : Inverted Leg Stretch







"Let go of past and future struggles. Experience your life in the present moment. There's nowhere else to be."


Here is the great mother of all restorative postures. It combines the benefits of corpse pose with the gifts of a gentle inversion. This posture promotes resting in the heart of loving kindness. It gently lengthens the hamstrings. The floor provides a valuable feedback loop allowing the spine to lengthen and stretch with maximum support. The sacrum is flattened to complete a graceful full-spinal extension while the lungs are freed to empty and fill with ease. Specially folded blankets may be used beneath the sacrum or under the length of the spine to enhance a deeper union with the breath.

Posture Points
Hands remain open to remind your heart to be open.
Spine gently "flattens" while preserving natural curves.
Perineum moves towards wall.
Heels gently lengthen to sky; tops of thighs spin gently inward.
Head rests gently on the floor with eyes closed.
Always maintain a calm and even breath.




Viparita Karani: Heels lengthening to sky with legs together.

Did you Know? The gluteus muscles, quadriceps and hamstrings move massive amounts of blood as the largest muscle groups in the body. A restful inversion like Viparita Karani aids venous blood flow, relieves tension and "decompresses" cell membranes, allowing full relaxation of muscle fibers.


* Disclaimer Hatha Yoga requires your complete attention. You are responsible for your own practice and knowing what is right for you in the present moment. It is a good idea to practice with the guidance of a teacher you trust before trying more challenging postures on your own.



Savasana The Corpse Pose







"A corpse has no worries, so let your troubles go."


Thought by many to be the easiest pose, Savasana is actually recognized by advanced practitioners as one of the most challenging asanas in all of yoga. To close the eyes without letting the mind drift into sleep, to let go of the familiar struggles of the mind, to trust enough and allow yourself to totally relax. These are just the beginnings, the first blessings of a deep Savasana.
Posture Points
Shoulder blades relaxed under lungs.
Heels lengthening away from hips.
Legs and feet let go.
Hands and heart open.
Always maintain a calm and even breath.







Corpse Pose: Chest releases, hands open, feet relax out to sides

Did you Know? Corpse pose may have originated thousands of years ago with nomadic tribes in the East. After walking vast distances travelers would go completely limp and fall to the ground in utter stillness, creating the effects of a full night's sleep in less than an hour.


*Disclaimer Hatha Yoga requires your complete attention. You are responsible for your own practice and knowing what is right for you in the present moment. It is a good idea to practice with the guidance of a teacher you trust before trying more challenging postures on your own.



Adho Mukha Svanasana : Downward Facing Dog






"Create space with your breath. Space between your joints, space between your thoughts."


Recognized as one of the oldest known yoga asanas, Downward Facing Dog or Downward Dog is also one of the most beneficial. This asana strengthens and realigns the entire body with emphasis of the spine and torso while resting heart and lungs. Drawing lines of energy upward from hands and feet develops powerful groins and abdominals. The gaze or drishti is rooted into the navel-point and has a calming, restorative effect.


Posture Points
Keep shoulder blades wide on the back, and drawing towards kidneys.
Avoid collapsing in the stomach by drawing the navel-point inward.
Avoid chest collapse by rotating outsides of armpits slightly wider and down towards the floor.
If spine rounds push tops of thighs back and lengthen inside of spine behind stomach.
Draw shoulder blades and knees towards tailbone.
Tops of thighs spin inward; Preserve arches by drawing them up as heels sink low.
Triceps and biceps hug the arm bone. Inner elbows shine towards each other.
Roots of all fingers press into the floor, especially space between thumb and pointer.


Adho Mukha Svanasana: Navel-point in with spine long and inner elbows straight.

Did you Know?Downward-facing dog is an ancient posture depicted in Egyptian Art that is thousands of years old. It teaches us on a cellular level how everything is connected; how our heels are linked to our shoulders, how fingers influence heart, how our elbow placement effects the spine.


Disclaimer Hatha Yoga requires your complete attention. You are responsible for your own practice and knowing what is right for you in the present moment. It is a good idea to practice with the guidance of a teacher you trust before trying more challenging postures on your own.

Virabhadrasana II : The Warrior



"A true warrior is fearless! Have the courage to open from your core…"

Warrior 'B' teaches us that we don't have to cut someone else's head off top make ourselves seem taller. It is a fearless asana emphasizing physical openness to create a corresponding Grace on the emotional, mental and spiritual plane. This posture tones legs, heart, hips and spine. Opening the pelvis, heart and shoulders creates healing space to unfold, strengthen, and re-align.


Posture Points
Trailing hip opens towards wall behind back.
Tailbone lengthens and curls slightly in the direction of the heart.
Navel point draws slightly inward to spine.
Leading shin is perpendicular to the floor; knee is directly behind or over foot.
Thigh-tops externally rotate.
Insides of elbows face sky, active palm faces floor without popping stomach forward.
Allow the heart to shine through the sternum and between the scapula.
Always maintain a calm and even breath.






Virabhadrasana II: Hips, shoulders and heart open.


Did you Know? The warrior postures probably emerged as asanas from ancient martial art fighting techniques to create strength and hone co-ordination. As yogis today we use these postures as warriors of light, choosing to act from a place of love rather than fear.DisclaimerHatha Yoga requires your complete attention. You are responsible for your own practice and knowing what is right for you in the present moment. It is a good idea to practice with the guidance of a teacher you trust before trying more challenging postures on your own.


Padmasana : Cross Legged Lotus





"Yoga means yolk or union, to unite with your source and destination. Do not forget your intention."


Lotus and its more accessible counterpart, Easy Pose, helps to keep the body alert in meditation. It straightens posture by building the spine upon the solid foundation of the "sitz" bones. The posture lines up all the vertebra and spinal Chakras or energy centers while helping the heart to remain open.


Posture Points
Engage Uddiyana Bandha and Mula Bandha.
Gently lengthen the back of the neck without removing the cervical curve.
Relax ears, jaw and eyes. Let the head float on the stalk of the spine.
Gaze with nearly closed lids towards the heart center, tip of nose or between the brows. Allow the heart to shine through the sternum and between




Padmasana: Lower back extends, spine lengthens.
Did You Know?
Originally yogis practiced asana or postures for the sole purpose of being able to sit in lotus in silent meditation for many hours without movement.


* Disclaimer Hatha Yoga requires your complete attention. You are responsible for your own practice and knowing what is right for you in the present moment. It is a good idea to practice with the guidance of a teacher you trust before trying more challenging postures on your own.

Sirsasana : Headstand


''Yoga is not about standing on your head. It is about learning to stand on your own two feet."

Once considered to be the poster-child for all yoga postures, headstand is practiced as an occasional finishing posture to help decompress the spine, improve balance and strengthen a healthy neck.
Known as the King of all Yoga Postures, sirsasana rests the heart and improves mental clarity and circulation. It is a potent inversion that reverses the effects of gravity, improves concentration and promotes mental clarity.

Cautions:The fear factor of falling or disorientation may require the use of a wall or partner. In addition there are many nerve endings in the scalp and without padding (hair or blanket) the scalp will try to "grab" the floor and create more tension. A folded blanket to make the crown of the head more comfortable is often recommended. Avoid during menstruation or bouts of hypertension.


Posture Points
Interlace fingers to form a cup with palms. Place forearms and wrists on a folded blanket.
Place crown of head on floor with slight emphasis of weight towards forehead.
Walk feet towards head and lift knees gently upward.
Straight legs extended.
Lengthen both sides of ribcage.
Navel-point in.
Tailbone extends towards heels.
Shoulder blades wide and floating towards kidneys to decompress neck.
Follow with Shoulderstand or Child's pose.
Always maintain a calm and even breath.






Sirsasana: Tailbone lengthens towards heels.

Did you Know? The Tattva Upanishads state that the regular practice of headstand allows the Yogi to conquer time, perhaps by reversing its flow.


Disclaimer Hatha Yoga requires your complete attention. You are responsible for your own practice and knowing what is right for you in the present moment. It is a good idea to practice with the guidance of a teacher you trust before trying more challenging postures on your own.


Sarvangasana : Shoulder Stand






''Surrender your preconceptions. See the world from a different point of view."

Sarvangasana is best done near the end a full practice. As an inversion it reverses the effects of gravity, decompresses the spine and helps re-align the arms with the shoulders. It also improves energy balance and metabolism by wringing out the thyroid and parathyroid glands in the throat.
A few cautions: Remember that this is a SHOULDER stand and not a neck-stand. Do not turn the head from side to side in the posture. Many teachers highly recommend beginners use folded blankets under the shoulders with the back of the head on the floor to help preserve a curved space beneath the lower neck. Avoid this posture during menstruation or bouts of hypertension.

Posture Points
Elbows shoulder blade-width apart behind back. Use a blanket or maintain a thick pad of muscle and flesh below the shoulders.
Legs together with balls of feet extending straight to ceiling
Spine long and straight.
Triceps and shoulder blades as close together as possible.
Palms flat on kidneys, fingertips towards feet. Work heels of palms towards scapula.
Legs together, draw navel-point in and reach tailbone towards heels.
Always maintain a calm and even breath.





Sarvangasana: Two legs reach up as one, thighs and knees spiraling inward. Reach tailbone to heels.

Did you Know? 20% of the nerves affecting our vision travel through the neck and shoulders. Looking up at the feet in this posture excites the mind and senses and can even strain the neck. The recommnded "drishti" or gaze is down the nose into the chest, promoting a grounded calmness and effortless extension from your core.
DisclaimerHatha Yoga requires your complete attention. You are responsible for your own practice and knowing what is right for you in the present moment. It is a good idea to practice with the guidance of a teacher you trust before trying more challenging postures on your own.


Balasana : The Child's Pose






"Create 'Beginner's Mind.' View the world as a child and let yourself be born anew."
Also known as fetus or baby pose, this is the ultimate resting posture. As a forward bend it promotes the idea of letting go and surrender. It reminds us to cultivate our inner innocence so that we in turn may see the world without judgement or criticism. Balasana gently decompresses the spine and soothes the heart. It is a calming, steadying pose, which grounds the practitioner in a place of ease and gratitude. This posture may be practiced anytime it is necessary to regain your center.
Posture Points
Hands remain open to remind your heart to be open.
Spine gently, passively lengthens.
Seat moves to rest on heels.
Forehead rests gently on the floor.
Always maintain a calm and even breath; breathe in and out through the back of the nose.






Balasana: Resting palms open to sky, forehead on floor.

Did you Know?" Baby" pose gently decompresses the spine after deeper backbends like Camel (Ustrasana) and Pigeon (Kapotasana). It allows the internal organs to soften. With the forehead on the ground the senses are less active and the mind quickly becomes calm.

* Disclaimer Hatha Yoga requires your complete attention. You are responsible for your own practice and knowing what is right for you in the present moment. It is a good idea to practice with the guidance of a teacher you trust before trying more challenging postures on your own.

With love&blessings
aisha

Index:
Light on the Yoga Sutras Of Patanjali by BKS Iyengar

Illustrations by www.atoneyoga.com